İçeriğe geç

Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), Hazreti Huzeyfe’ye (radıyallâhu anh) münafıklar hakkında bilgi vermişti. O, münafıkları ve bazı zuhur edecek fitneleri biliyordu. Hz. Huzeyfe, münafıkların cenaze namazlarına katılmıyordu. Hazreti Ömer de (radıyallâhu anh) onu takip ediyor, onun namazını kılmadıklarının namazına katılmıyordu. Bir gün Hazreti Ömer’in iyi olarak tanıdığı birisinin cenazesi getirilir. Herkes namaza durmaya hazırlanırken Hz. Huzeyfe oradan ayrılır. Bunu gören Hazreti Ömer hemen peşinden yetişirir ve ona cenazenin münafıklardan olup olmadığını sorar. Cevap vermek istemeyen Huzeyfe’yi biraz zorlayınca “evet” cevabını alır.149 Her gün camide mü’minlerin arasında olan bir insanın İslâm’dan nasıl nasibi olmaz; ama olmamıştı işte!

Bunu duyan Hazreti Ömer’in endişelerini insan daha iyi anlıyor. Hazreti Ömer gibi bir kâmet-i bâlâ bile bunu sorarken, acaba biz hayatımızda hiç endişe duyduk mu? Seccadeye başımızı koyup “Rabbim! Endişe ediyorum, ben de onlardan mıyım? Onlardan olmaktan Sana sığınırım.” endişesini izhar ettik mi? رَبَّنَا لَا تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ اِذْ هَدَيْتَنَا وَهَبْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةًۚ “Ey Kerim Rabbimiz, bize hidayet verdikten sonra kalblerimizi saptırma ve katından bize bir rahmet bağışla.”150 diye inledik mi? Allah Resûlü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) durmadan tekrar ettiği يا مُقَلِّبَ الْقُلُوبِ ثَبِّتْ قَلْبِي على دِينِكَ “Eykalbleri evirip çeviren Allahım! Kalbimi dinin üzere sabit kıl.”151 duasıyla yalvarıp yakardık mı? Eğer bu endişeleri içimizde duymuyorsak kendimizde bir nevi nifak olduğu endişesini taşımalı ve korkmalıyız. İnsan, bu hususta endişe ettiği kadar Rabbiyle münasebetini güçlendirecektir.

193