İkincisi: İslâm’a kötülük yapan çokları hakkında açık-kapalı âyetler nazil oldu. Velid b. Muğire de bunlardan biriydi. Kur’ân onun hakkında “Canı çıkası ne kötü karara vardı.”5 tabirini kullanıyor. O da Halid b. Velid’in babasıydı. Ancak Allah Resûlü’nün amansız düşmanlarından biriydi. Kendi kendine “Acaba nasıl iftira atsam?” diye düşünüyordu. Şair mi, kâhin mi, sâhir mi desem diye kararsızlıkta bocalıyordu. Sonra Kur’ân’a sihir, Allah Resûlü’ne de sâhir demeye karar verdi de, Kur’ân’da onun bu kararına karşı Cenâb-ı Hak, ona yukarıda zikrettiğimiz âyet mealiyle hitap veya itap etti: “Canı çıkasıca ne kötü karar verdi.”6 Ve daha nice kâfirler Kur’ân’da levm edildi, tehdit edildi. Durum böyle olunca, Ebû Leheb eğer istisna edilmiş olsaydı, acaba bu, Kur’ân’ın âlemşümul olma keyfiyetine uygun düşer miydi? Elbette ki hayır. Zira Velid b. Muğire’nin kınandığı bir yerde, Ebû Leheb kınanmasaydı, bu işin müşahitleri, Allah Resûlü’ne bunca düşmanlık etmiş bir insanın sırf O’na sıhrî olan karabetinden dolayı korunup muhafaza edildiği zehabına kapılmayacaklar mıydı? İşte Kur’ân buna meydan vermedi ve Ebû Leheb’i de diğer müşriklerin kategorisine dahil etti.
Dipnotlar
- 5 Müddessir sûresi, 74/19.
- 6 Müddessir sûresi, 74/19.