İçeriğe geç

Ezcümle, hitâm-ı misk olsun diye, Üseyd İbn Hudayr’la alâkalı bir husus arz edeceğim:

Efendimiz’e geliyor, telaş ve heyecan içinde:

“Yâ Resûlallah! Akşam Kur’ân-ı Kerim okuyordum. Yanımda da atım vardı. Çocuk da ata yakın bir yerde duruyordu: Birdenbire at kişnedi, coştu, şahlandı. Çocuğu çiğneyecek diye Kur’ân-ı Kerim’i kestim. Ben Kur’ân’ı kesince de at durdu. Ben okumaya başlayınca, sanki bir şeyler görüyor gibi o da serkeşleşiyordu. Ben Kur’ân’ı bırakınca yine duruyordu. Sonra başımı kaldırdım baktım. Bizi bir bulut sarmıştı. Ben Kur’ân okudukça o yaklaşıyordu. Ben Kur’ân’ı kesince de o bizden uzaklaşıyordu.” dedi.

Efendimiz buyurdular ki:

“Şayet sabaha kadar Kur’ân okusaydın, o da sizi sarmaya devam edecekti. O, sekîneydi.”10

Kur’ân-ı Kerim’de de birkaç yerde geçen bu “sekîne” tabiri, ister gönüllere Allah’tan gelen bir itminan, isterse meleklerin dışında insanın ruhuna istikrar kazandıran ve onun kuvve-i mâneviyesini takviye eden Ruhü’l-Kudüs, isterse, doğrudan doğruya, Zât-ı Ulûhiyet’in tecellîsi olsun alâ külli hâl, bir kısım evrâd u ezkâr ve Kur’ân’a karşı böyle bir teveccühün olduğuna emare, işaret ve delil demektir.

Her şeyin doğrusunu Allah bilir.

126