İçeriğe geç

Şunu da hemen arz edeyim ki; başka tariklerle servet dağılımı yapılsa da, değişik ahkâm ortaya çıkması kat’iyen söz konusu değildir. Bu mevzuda söylenmiş ve söylenecek bir söz, mutlak hikmet sahibinin hikmetli beyanından ibarettir. Acaba, Cenâb-ı Hak, Âdem ve Havva’yı yaratmada, sonra da evlâtlarının izdivacından başka bir yol koyamaz mıydı?

Zât-ı Ulûhiyet’e karşı böyle bir soru, hem bilgisizlik hem de suiedeptir.

Allah (celle celâluhu) bir Âdem (aleyhisselâm) ve Havva yarattığı gibi, ikinci bir Âdem ve Havva da yaratabilir. Hem şu anda ve bütün geçmiş devirlerde, binlerce, yüz binlerce âlemler yaratan Allah’a (celle celâluhu) ikinci bir Âdem ve Havva yaratmak hiç mi hiç ağır gelmez. Ne var ki, hikmeti öyle iktiza ettiği için öyle yapmıştır.

Hem bizim sınırlı ve bozuk güzellik ölçülerimize, hikmet ve hendesemize göre yaratacak değildi ya! Biz, kâinattaki güzellik ve çirkinlikleri, O’nun emir ve nehiyleri menşûrundan geçirmek suretiyle güzellik ve çirkinlik şuuruna erebildik. O’nun her emrini minhac edinerek eşya ve hâdiselerin tefsirine koyulduk. Her hükmünün, birer sabit kanun olduğunu kavradığımız nispette, ortaya attığımız prensiplerde isabet edebildik.

O, bütün insanlığı Âdem (aleyhisselâm) ve Havva köküne bağladı ise, öyle olmasını en güzel kabul ettik. Kaldı ki, insanlar arasındaki râbıtanın böyle bir kökle alâkası da oldukça kuvvetlidir.

122