İçeriğe geç

4- Bu meselenin, sualde ifade edildiği şekilde cereyan etmesi, itimat edeceğimiz kaynaklarda mevcut değildir. İsrailiyat menşeli de olabilir. Ancak, Kur’ân’ın nasslarına istinaden, hilkat zincirini Âdem (aleyhisselâm) ve zevcesine bağladığımız için1, böyle bir şeyi kabul etmeye kendimizi mecbur biliyoruz. Meselenin aslına inilmeden olduğu gibi kabul edildiği takdirde, insanoğluna, maslahatlara riayet etme dersi vermek sadedinde, muvakkaten tecviz edilmiş, sonra da yasaklanmak suretiyle, zamanla bu kabîl ahkâmın değişebileceği hatırlatılmıştır.

5- Muvakkaten tecviz edilen böyle bir muamele, muhataplarının farklılığıyla hususiyet arz etmektedir. Evet, yetiştikleri yuva, gökten gelen emirlerle daima nurlu ve hane halkı olarak vicdanları devamlı uyanık olan bir aile, elbette ki başkalarından çok farklı olacaktır.

Yeryüzünde ilk insan olma tazeliği; işlenen küçük günahın büyük cezasının, gönüllerde ürperti hâsıl eden dehşetinin devam etmesi ve böyle bir sürçme ile Cennet’ten uzaklaştırılmış anne ve babanın inkisar dolu birer gönülle, başında bulundukları bir yuvada, mübahlar dahi endişe verici ve ürkütücüdür. Böyle bir yuvada, birbiriyle izdivaç yapacak kimseler yan yana dursalar dahi, oruçlu insan gibi, ferman çıkacağı ana kadar birbirlerine ters bile bakmazlar. Böyle bir yuvada kalblerin eğilmesi, vahyin yıldırım gibi çarpan âyetleriyle düzeltilir. Ve böyle bir yuvada bütün sınırlar yok edilse dahi, insanlar vicdanlarının yol vermeyen surlarını aşamazlar ve aşmazlar.

Hâlbuki günümüzdeki hanelerde, bahsedilen mânâların ve bağlayıcı hususların hiçbiri bulunmadığından, sınırlara riayet edilemeyecektir. Belki de çok erken yaşlarda münasebetsiz davranışlar, bütün bir hayat boyu hacalet hâlini alıp devam edecektir. Hele, yuvanın muhtaç olduğu huzur ve emniyeti öyle ihlâl edecektir ki; o yuva artık bir çıyan yuvasına dönüşecektir.

120