Risale-i Nur, Kur’an-ı Mucizü’l Beyan’ın bu asırdaki manevî bir mucizesi, yüksek ve parlak bir tefsiridir. Evet, Risale-i Nur kalblerin fatihi ve sevgilisi, ruhların sultanı, akılların rehberidir; nefisleri terbiye eder ve temizler. Risale-i Nur’un bir hususiyeti de, Mektubat’taki şu bahistir: “Bazı Söz’lerde, kelâm âlimlerinin yoluyla Kur’an’dan alınan hakiki yolun farkları hakkında şöyle bir temsil göstermiştik: Mesela kimileri su getirmek için dağların altını kazar, uzak yerlerden küngân (su borusu) ile su getirir. Bir kısım insan da suyu her yerde kuyu kazarak çıkarır. Birinci yol çok zahmetlidir; kanallar tıkanır, su kesilir. Her yerde kuyu kazıp su çıkarmaya ehil olanlar ise suyu zahmetsiz bir şekilde bulur. Aynen bunun gibi, kelâm âlimleri de âlemde sonsuz sebep-netice zincirinin ve devrin imkânsızlığını gösterip sebepleri kestikten sonra Vâcibü’l-Vücûd’un varlığını ispat ediyorlar. Uzun bir yoldan gidiliyor…
Kur’an-ı Hakîm’in hakiki yolu ise suyu her yerde buluyor, çıkarıyor. Her bir ayeti Asâ-yı Mûsâ gibi, nereye vursa âb-ı hayat fışkırtıyor.
وَفِي كُلِّ شَيْءٍ لَهُ اٰيَةٌ تَدُلُّ عَلٰى أَنَّهُ وَاحِدٌ
düsturunu her şeye okutuyor.
Hem iman yalnız ilimle elde edilmez; onda pek çok latifenin hissesi var. Nasıl ki, bir yemek mideye girince farklı sinirlere farklı şekilde dağılır. İmana dair, ilimle gelen bir mesele de akıl midesine girdikten sonra, derecesine göre ruh, kalb, sır, nefis ve bunun gibi latifeler ondan kendince birer hisse alır, onu özümser. Eğer onların hissesi yoksa iman noksandır.”
İşte Risale-i Nur her yerde suyu buluyor, çıkartıyor. Uzun yolu kısaltıyor ve dosdoğru, selametli bir hale getiriyor.
Eski felsefeciler, bazı şer’i hükümler ve iman esasları için, “Bu nakildir, iman ederiz, ancak akıl buna erişemez.” demişler. Halbuki bu asırda akıl hükmediyor. Bediüzzaman Said Nursî ise “Bütün şer’i hükümler ve iman hakikatleri akla uygundur. Bunu ispata hazırım.” demiş ve Risale-i Nur’da ispat etmiştir.
Risale-i Nur’da müstesna bir edebiyat, belâgat, îcaz (az sözle çok
Dipnotlar
- “Bütün her şeyde Allah’ın varlığını ve birliğini gösteren bir ayet (işaret) vardır.” (Bkz. el-Esfehanî, el-Eğânî 4/39; el-Kalkaşendî, Subhu’l-a’şâ 12/413; el-Übşeyhî, el-Müstatraf 1/16, 2/280)