İçeriğe geç
Sözler

Kuşları söyletir ya bir nimetin lezzeti ya da rahmetin inişi. Ayrı ayrı seslerle, küçük nağmeleriyle rahmeti alkışlarlar, nimet üstüne iner, şükürle eder pervaz.

Onlara işaretle derler: “Ey kâinat, kardeşler! Ne güzeldir halimiz: Şefkatle beslenmişiz, halimizden memnunuz.” Dimdik sivrilikleriyle fezâya saçıyorlar nazlı birer âvâz.

Âdeta bütün kâinat ulvî bir musikidir, iman nuru işitir zikir ve tesbihleri. Zira hikmet reddeder tesadüfün varlığını, nizam ise kovar evham veren ittifakı.

Ey yoldaş! Şimdi şu misalî âlemden çıkalım, hayalî vehimlerden inelim, akıl meydanında duralım, mizana çekelim, kaldırıp atalım yolları.

Daha önceki elemli yolumuz Allah’ın gazabına uğramışların ve sapkınların yolu, o yol vicdanın en derin yerine hem acıklı bir his hem şiddetli bir elem verir. Şuur onu gösterir. Şuura zıt olmuşuz.

Hem kurtulmak için de çaresiz ve muhtacız; ya o teskin edilsin ya hissetmek de olmasın, yoksa dayanamayız, feryat edip inlemek dinlemez.

Hak yol ise şifadır; kötü arzu ve hisleri sönmüştür. Bu da teselli ister, gaflet ister, meşgale ister, eğlence ister. Hevesler sihirbaz,

Ta ki vicdanı aldatsın, ruhu uyutsun da elem hissedilmesin. Yoksa o elîm elem vicdanı yakar, inlemelerine dayanılmaz, ümitsizlik elemi çekilmez.

Demek sırat-ı müstakimden ne kadar uzak düşse, şu hal o derece tesir eder, vicdanı feryat ettirir. Her lezzetin içinde elemi var, birer iz.

Demek heves, kötü arzular, eğlence ve haram zevklerle karışık olan medenî şaşaa, bu dalâletten gelen şu müthiş sıkıntıya yalancı bir merhem, uyutucu bir zehir.

Ey aziz arkadaşım! İkinci yolumuzda, o nuranî yolda bir hali hissettik; o hal ile hayat lezzet madeni, elemler ise lezzet olur.

Onunla şunu bildik ki, çeşitli derecelerde, iman kuvveti nispetinde ruha bir vaziyet verir. Ceset ruhla, ruh vicdanla lezzet duyar.

Vicdana peşin bir saadet konulmuştur, manevî bir firdevs kalbinde saklıdır. Düşünmek deşmektir, şuur ise gizli işaret.

895