İçeriğe geç
Sözler

burun, yaprak ve incecik püskülcükler gibi şeylerin tasvirine başlar. Şimdi görüyoruz ki, içindeki pergelin hareketleriyle belirlenen uzuvlar, sanatkârca ve inayet eden bir zâta yakışır şekilde tasvir ediliyor. Öyleyse o ilim ve hikmet pergelini çeviren sanat ve inayet mânâları var, ona hükmediyorlar ve kendilerini gösterecekler.

İşte bu yüzden o tasvir, güzelliğe ve ziynete kabiliyet gösteriyor. Öyleyse sanat ve inayeti harekete geçiren, güzelleştirme ve süsleme iradesidir. Demek bunlar hükmediyor ki, o zât süslemeye ve nurlandırmaya başladı. O tasvire bir tebessüm ve canlılık sureti verdi. Elbette şu güzelleştirme ve nurlandırma mânâsını ortaya çıkaran, lütuf ve kerem mânâsıdır. Evet, o iki mânâ, onlarda o derece hükmeder ki, âdeta o çiçek cisme bürünmüş bir lütuf, o heykel de cisimleşmiş bir keremdir.

Şimdi bu kerem ve lütuf mânâsını harekete geçiren, “kendini sevdirme ve tanıtma” mânâlarıdır. Yani kendini hüneriyle tanıtmak ve halka sevdirmek mânâları perde arkasında hükmeder. Bu tanıtma ve sevdirme, elbette merhamete meyilden ve nimet verme iradesinden geliyor. Madem rahmet gösterme ve nimet verme iradesi arkada hükmediyor. Öyleyse o zât, o heykeli her çeşit nimetle donatacak, süsleyecek, o çiçeğin suretini de bir hediyeye takacaktır.

İşte o heykelin ellerini, kucağını ve ceplerini kıymetli nimetlerle doldurdu ve o çiçek suretini de bir mücevhere taktı. Demek ki, bu rahmet ve nimet verme iradesini işleten, merhamet ve şefkat göstermedir. Yani acıma ve şefkat etme mânâsı, rahmeti ve nimeti harekete geçirir. Ve hiç kimseye ihtiyacı olmayan o müstağni zâttaki merhamet ve şefkat gösterme mânâsını faal hale getiren, elbette o zâttaki manevî cemâl ve kemâldir ki, görünmek ister. Ve o cemâlin en şirin kısmı olan muhabbet ve en tatlı kısmı olan rahmet ise sanat aynasında görünmek ve kendilerine arzu duyanların gözleriyle kendilerini görmek ister. Yani cemâl ve kemâl bizzat sevildiklerinden, her şeyden çok kendilerini severler. Hem güzellik hem aşktırlar. Güzellik ve aşkın birleşmesi bu noktadandır. Madem güzellik kendini sever ve aynalarda görmek ister. İşte heykele konulan ve surete takılan sevimli nimetler, güzel meyveler, o manevî güzelliğin –kendi kabiliyetlerine göre– birer parıltısını taşıyor. O parıltıları hem güzelliğin sahibine hem de başkalarına gösteriyorlar.

761