Evet, şeytanlar âdeta benliğin gagası ve pençeleriyle dinsiz felsefecilerin akıllarını kaldırıp dalâlet derelerine atmış, dağıtmıştır. Küçük âlemde benlik, büyük âlemde tabiat gibi putlardandır.
فَمَنْ يَكْفُرْ بِالطَّاغُوتِ وَيُؤْمِنْ بِاللّٰهِ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقٰىۗ لَا انْفِصَامَ لَهَا وَاللّٰهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
Bu hakikati aydınlatacak, hayalî bir yolculuk suretindeki, Lemaât’ta yarı manzum olarak yazdığım misalî bir vakadan bahsetmenin yeri geldi. Şöyle ki:
Bu risalenin telifinden sekiz sene önce İstanbul’da, Ramazan-ı Şerif’te, felsefeyle meşgul olan Eski Said’in Yeni Said’e dönüşeceği bir sırada, Fatiha-i Şerife’nin sonundaki
صِرَاطَ الَّذِينَ أَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْۙ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلَا الضَّاۤلِّينَ
ayetinin işaret ettiği üç yolu düşünürken hayalen, misal âleminde, rüyaya benzer şöyle bir hadise gördüm:
Kendimi büyük bir çölde görüyorum. Bütün yeryüzünü karanlık, sıkıcı ve boğucu bir bulut tabakası kaplamış. Ne rüzgâr, ne ışık, ne su.. hiçbiri bulunmuyor. Her tarafın canavarlarla, zararlı ve vahşi mahlûklarla dolu olduğunu zannettim. Kalbimden, “Şu çölün öteki tarafında ışık, rüzgâr ve su var, oraya geçmem lâzım.” dedim. Baktım ki, iradem dışında oraya sevk ediliyorum. Sonra yeraltında tünele benzer bir mağaraya sokuldum. Gitgide zeminin altında seyahat ettim. Bakıyorum ki, benden önce yeraltındaki o yoldan pek çok kimse geçmiş. Her tarafta boğulup kalmışlar. Onların ayak izlerini görüyordum. Kimi zaman bazılarının sesini işitiyordum. Sonra sesleri kesiliyordu.
Ey hayalen yolculuğuma eşlik eden arkadaş! O zemin, tabiattır ve tabiatçı felsefedir. O tünel ise felsefecilerin fikirleriyle hakikate ulaşmak için açtıkları yoldur. Gördüğüm ayak izleri, Platon ve Aristoteles
Dipnotlar
- Bkz. Hac sûresi, 22/31.
- “Artık kim tağutu (sahte ilahları ve insanı Allah’a isyana zorlayan bâtıl güçleri) ret ve inkâr edip Allah’a iman ederse, işte o kopması mümkün olmayan en sağlam kulpa yapışmıştır. Allah her şeyi işitir, bilir.” (Bakara sûresi, 2/256)
- “Nimet ve lütfuna mazhar ettiklerinin yoluna ilet. Gazaba uğrayanların ve sapkınlarınkine değil.” (Fâtiha sûresi, 1/7)
- Haşiye: Eğer, “Sen necisin ki, bu meşhur dâhilere meydan okuyorsun? Bir sinek gibiyken kartalların uçmasına karışıyorsun?” dersen, ben de derim ki: “Kur’an gibi ezelî bir üstadım varken, dalâlete gömülmüş felsefenin ve evhamla sersemlemiş aklın talebeleri olan o kartallara, hakikat ve marifet yolunda sinek kanadı kadar bile kıymet vermeye mecbur değilim. Ben onlardan ne kadar aşağı isem onların üstadı da benim üstadımdan bin defa daha aşağıdır. Üstadımın yardımıyla, onları boğan madde benim ayağımı bile ıslatamadı. Evet, büyük bir padişahın kanunlarını ve emirlerini taşıyan küçük bir asker, küçük bir şahın büyük bir mareşalinden daha büyük işler görebilir.”