İşte mahiyetini bu şekilde bilen, anlayan ve ona göre hareket eden, قَدْ أَفْلَحَ مَنْ زَكّٰيهَا ayetindeki müjdeye erişir. Emanetin gereğini hakkıyla yerine getirir ve benliğinin dürbünüyle kâinatın ne olduğunu, ne vazife gördüğünü anlar. Dış dünyaya ait bilgiler nefsine geldiği vakit, benliğinde bir tasdik edici görür. O ilimler, nur ve hikmet olarak kalır; karanlığa gömülmez, gayesiz ve beyhude hale gelmez. Ne zaman ki benlik, vazifesini bu şekilde yerine getirir, işte o zaman birer ölçü birimi olan sözde rubûbiyetini ve varsaydığı mâlikiyetini terk eder.
لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ، وَلَهُ الْحُكْمُ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
der, hakiki kulluğunu takınır. Yaratılışın en güzel sureti olan “ahsen-i takvim” makamına çıkar.
Eğer benlik, yaratılış hikmetini unutup fıtrî vazifesini terk ederek kendine mânâ-yı ismiyle baksa, yani Sahibini, Yaratıcısını değil sadece kendi mânâsını bildirse, kendi kendine mâlik olduğuna inansa, o vakit emanete ihanet eder, وَقَدْ خَابَ مَنْ دَسّٰيهَا ayetinde işarette bulunulan günahkârlardan olur. İşte bütün şirkleri, şerleri ve dalâletleri doğuran benliğin bu hususiyetinden dolayı gökler, yeryüzü ve dağlar dehşete düşmüş, bir şirk ihtimalinden korkmuştur. Evet, benlik ince bir elif, bir tel, farazi bir hat iken, mahiyeti bilinmezse bir toprak örtüsü altında büyür, gittikçe kalınlaşır. İnsanın varlığının her tarafına yayılır. Koca bir ejderha gibi onu yutar. İnsan her şeyiyle, bütün latifeleriyle âdeta bir benlik olur. Sonra insanlığın kibri de kendi türünü ve milletini müdafaa etmek için o benliğe kuvvet verir. Benlik, bütün insanlığın kibrine dayanarak şeytan gibi, Sâni-i Zülcelâl’in emirlerine karşı gelir. Ardından kendini bir ölçü bilerek herkesi, hatta her şeyi
Dipnotlar
- “Nefsini maddî ve manevî kirlerden arındıran, kurtuluşa erer.” (Şems sûresi, 91/9)
- “(Varlıklar üzerinde) mutlak mülkiyet ve hâkimiyet O’nundur, bütün hamd de O’na mahsustur.” (Teğâbün sûresi, 64/1; Tirmizî, deavât 36; Nesâî, menâsik 163; İbni Mâce, ticârât 40, menâsik 84)
- “Hüküm yetkisi O’nundur. Sonunda varacağınız yer de O’nun huzurudur.” (Kasas sûresi, 28/70).
- Ahsen-i takvim: İnsanın en güzel surette yaratılmış olması. Bkz. Tîn sûresi, 95/4.
- “Onu günahlarla örten ise ziyana uğrar.” (Şems sûresi, 91/10)
- Bkz. “(Firavun) adamlarını topladı ve onlara: ‘Sizin en yüce rabbiniz benim!’ dedi.” (Nâziât sûresi, 79/23-24)
- Bkz. A’râf sûresi, 7/12; Hicr sûresi, 15/32-33; Sâd sûresi, 38/75-76.