İçeriğe geç
Sözler

İnsan ise dünyaya gelişinde her şeyi öğrenmeye muhtaç ve hayat kanunları hakkında cahildir. Hatta bu kanunları yirmi senede bile tamamen öğrenemez. O, ömrünün sonuna kadar öğrenmeye muhtaç, gayet aciz ve zayıf bir surette dünyaya gönderilmiştir. Bir-iki senede ancak ayağa kalkabilir. Zarar ve menfaati ancak on beş senede birbirinden ayırır ve ancak toplum hayatı sayesinde menfaatlerini elde edip zararlardan sakınabilir.

Demek ki, insanın yaradılıştan gelen vazifesi hayat kanunlarını öğrenerek gelişmektir, dua ile kulluktur. Yani, “Kimin merhametiyle böyle hikmetli bir şekilde idare ediliyorum? Kimin cömertliğiyle böyle şefkatlice terbiye ediliyorum? Nasıl bir Zât’ın lütuflarıyla böyle nazlı bir surette besleniyor ve çekip çevriliyorum?” sorularının cevabını bilmektir. Ve ancak binde birine elinin yetişebildiği ihtiyaçlarının hepsini karşılayan Rabbine, acizliğinin ve fakrının lisanıyla yalvarmak, muhtaç olduğu şeyleri O’ndan istemek, O’na dua etmektir. Yani acz ve fakr kanatlarıyla kulluğun yüce makamına uçmaktır.

Demek ki, insan bu âleme ilim ve dua vasıtasıyla mükemmelliğe ulaşmak için gelmiştir. Mahiyet ve kabiliyet itibarı ile her şey ilme bağlıdır ve bütün hakiki ilimlerin esası, madeni, nuru ve ruhu marifetullah, yani Allah’ı bilmek ve tanımaktır. Bunun temel esası da Allah’a imandır.

Hem insan, sonsuz acizliğiyle sayısız belâya, hadsiz düşmanın hücumuna maruz ve sonsuz fakrıyla beraber sınırsız ihtiyaçlarla kuşatılmış ve sonsuz arzularının karşılanmasına muhtaç olduğundan, asıl yaradılış vazifesi, imandan sonra duadır. Dua, kulluğun esasıdır.

Nasıl ki bir çocuk, elinin yetişmediği bir maksadını, bir arzusunu elde etmek için ya ağlar ya da onu ister. Yani fiilen veya sözle, acizliğinin diliyle dua eder, isteğine ulaşır. Aynen öyle de, insan bütün canlılar âlemi içinde nazik, nazenin, nazlı bir çocuk hükmündedir. Rahman ve Rahîm Rabbinin dergâhında ya zayıflığı ve acizliğiyle ağlaması ya da fakr ve ihtiyacını bilerek dua etmesi gerekir ki, istedikleri kendisine

384