ve o perde üstüne Cenâb-ı Hakk’ın lütuflarını, her şeyi ziynetlendirip güzelleştirme iradesini ve ihsanlarını gösteren bir inayet perdesi serilmiştir. O ziynetli inayet perdesi üstünde, kendini sevdirmek, tanıtmak, nimet vermek ve ikram etmek için parıltılarını gösteren bir rahmet örtüsü, kâinatı içine almıştır. O nurlu ve geniş rahmet perdesi üstüne ise Cenâb-ı Hakk’ın merhametini, ihsanlarını, ikramlarını, kusursuz şefkatini, verdiği güzel terbiyeyi ve rubûbiyetinin lütuflarını gösteren umumi bir rızık sofrası dizilmiştir.
Evet, zerrelerden güneşlere kadar her varlığa -fertler olsun, türler olsun; küçük olsun, büyük olsun- netice, gaye ve faydalarla nakışlı bir hikmet kumaşından muhteşem bir gömlek giydirilmiş.. hikmet ifade eden o suret gömleği üstünde, her şeyin endamına göre, lütuf ve ihsan çiçekleriyle süslü bir inayet elbisesi biçilmiş.. o ziynetli inayet elbisesinin üzerine muhabbet, ikram, şefkat ve nimet parıltılarıyla nurlanmış rahmet nişanları takılmış.. o nurlu ve süslü nişanları ihsan etmenin yanında, yeryüzünde bütün canlı topluluklarına yetecek, onların ihtiyaçlarını karşılayacak umumi bir rızık sofrası kurulmuştur. İşte bu, sonsuz Hakîm, Kerîm, Rahîm, Rezzak bir Zât-ı Zülcemâl’e işaret ediyor ve O’nu güneş gibi açıkça gösteriyor.
Gerçekten öyle mi? Her şey rızka muhtaç mıdır? Evet, bir fert, rızka ve hayatını devam ettirmeye muhtaç olduğu gibi, görüyoruz ki, âlemdeki her varlığın -bilhassa canlı ise- küllî olsun cüzî olsun, büyük olsun küçük olsun, vücudu, bekâsı, hayatı ve onu devam ettirmek için maddî- manevî pek çok talebi, ihtiyaçları var. Fakrı ile öyle şeylere muhtaçtır ki, en basitine eli yetişmediği, en küçük arzusunu elde etmeye gücü yetmediği halde, bütün taleplerinin, maddî ve manevî rızıklarının --مِنْ حَيْثُ لَا يَحْتَسِبُ ummadığı yerlerden kusursuz bir düzenle, tam vaktinde, en uygun şekilde ve mükemmel bir hikmetle verildiğini görüyoruz. İşte varlıkların bu fakr ve ihtiyacı ve gaybdan onlara bu tarzdaki yardımlar, acaba her şeyi terbiye eden bir Hakîm-i Zülcelâl’i, her şeyin idaresini elinde tutan bir Rahîm-i Zülcemâl’i güneş gibi göstermiyor mu?
Dipnotlar
- “…hiç ummadığı yerlerden (rızıklandırır).” (Talâk sûresi, 65/3)