Hem Hazreti Âdem’e secde hadisesi sırf gayb âlemine ait bir meseledir, akıl ona yol bulamaz. Ancak kuvvetli bir imanı elde ettikten sonra anlaşılabilir ve ona teslim olunabilir. Halbuki Kur’an, bütün akıl sahiplerine ders veriyor. Pek çok yerde أَفَلَا يَعْقِلُونَ beyanıyla meseleleri akla havale ediyor. Ayrıca Kur’an’ın, taşların tesadüfî olan bazı tabii hallerini mühim bir şekilde bildirmesinde nasıl bir hidayet vesilesi var?”
Kalbime ilham edilen nüktelerin sureti şudur:
Birinci Nükte
Kur’an-ı Hakîm’de zikredilen pek çok küçük hadise vardır ki, her birinin arkasında küllî birer kaide saklanmış ve o hadiseler umumi birer kanunun ucu olarak gösterilmiştir. Mesela, وَعَلَّمَ اٰدَمَ الْأَسْمٓاءَ كُلَّهَا ayeti, Hazreti Âdem’in melekler karşısında hilâfete kabiliyetini göstermek için, bir mucizesi olan Cenâb-ı Hakk’ın isimlerini öğrenmesini anlatır. Bu küçük bir hadisedir, fakat şöyle küllî bir kanunun ucudur: İnsana, kabiliyetlerinin kuşatıcılığı itibarı ile, sonsuz ilimlerin, kâinatın bütününe yayılmış pek çok fennin, Hâlık’ın icraat ve vasıflarını içine alan çok sayıda marifetin öğretildiğini ifade eder. Ona, yalnızca meleklere karşı değil, göklere, yeryüzüne ve dağlara karşı da “emanet-i kübrâ” denilen o büyük emaneti taşıma davasında bir üstünlük verildiğini ve insanın, bütün donanımıyla yeryüzünün manevî bir halifesi olduğunu bildirir. Aynı şekilde, basit görünen ve gaybî olan “meleklerin Hazreti Âdem’e secde etmesi, şeytanın ise etmemesi” hadisesi, pek geniş, umumi, apaçık bir kanunun ucu olduğu gibi, pek büyük bir hakikate de üstü kapalı bir şekilde işaret ediyor. Şöyle ki:
Kur’an, meleklerin Hazreti Âdem’in (aleyhisselam) şahsına itaatini ve boyun eğmesini, şeytanın ise kibirlenip bundan kaçınmasını zikrederek, kâinattaki pek çok maddî varlık türünün ve onların manevî âlemdeki temsilcilerinin, vazifelilerinin insanın emrine verildiğini, onun bütün kabiliyet ve duygularıyla istifadesine hazır ve emrine amade olduklarını anlatır. Bununla beraber, insanoğlunun kabiliyetlerini
Dipnotlar
- “Hâlâ akıllanmazlar mı?” (Yâsîn sûresi, 36/68). Ayrıca أَفَلَا تَعْقِلُونَ şeklinde muhatap sigasıyla birçok yerde geçmektedir. Bkz. Bakara sûresi, 2/44, 76; Âl-i İmran sûresi, 3/65; En’âm sûresi, 6/32; A’râf sûresi; 7/169; Yûnus sûresi, 10/16 ...
- “Ve Allah, Âdem’e bütün isimleri öğretti.” (Bakara sûresi, 2/31)
- Bkz. Ahzâb sûresi, 33/72.