İçeriğe geç
Sözler

Kalbe Farsça Gelen Bir Münâcât

هٰذِهِ الْمُنَاجَاةُ تَخَطَّرَتْ فِي الْقَلْبِ هٰكَذَا بِالْبَيَانِ الْفَارِسِيِّ

Bu münâcât kalbe Farsça geldiğinden öyle yazılmıştır.

(Daha önce basılmış olan Hubab Risalesi’nde yer almıştı.)

يَا رَبْ! بَشَشْ جِهَتْ نَظَرْ مِي كَرْدَمْ، دَرْدِ خُودْرَا دَرْمَانْ نَمِي دِيدَمْ

Ya Rab! Tevekkülsüz, gafletle, kendi sınırlı iktidar ve irademe dayanıp derdime derman aramak için “cihet-i sitte” denilen altı yönüme baktım. Maalesef derman bulamadım. Bana mânen denildi ki: “Derman olarak yetmez mi dert sana!”

دَرْ رَاسَتْ مِي دِيدَمْ كِه: دِي رُوزْ مَزَارِ پَدَرْ مَنَسْت

Evet, sağımdaki geçmiş zamanda teselli bulmak için gafletle oraya baktım. Fakat dünkü gün bana babamın kabri, geçmiş zaman ise ecdadımın büyük mezarı şeklinde göründü. Teselli yerine yalnızlık ve korku verdi.

Haşiye: İman o yalnızlık ve korku veren büyük mezarı dostların toplandığı nurlu, aşina bir meclis olarak gösterir.

وَدَرْ چَپْ دِيدَمْ كِه: فَرْدَا قَبْرِ مَنَسْت

Sonra sol tarafımdaki geleceğe baktım. Derman bulamadım. Ertesi gün benim kabrim; istikbal ise akranlarımın ve gelecek neslin büyük mezarı suretinde görünüp bana dostluk değil, yalnızlık ve korku hissi verdi.

Haşiye: İman ve onun verdiği huzur, o dehşetli, büyük mezarın, sevimli saadet saraylarına Rahman’ın bir daveti olduğunu gösterir.

وَإِيمْرُوزْ: تَابُوتِ جِسْمِ پُرْ اِضْطِرَابِ مَنَسْت

Soldan da hayır görünmediğinden, içinde bulunduğum güne baktım. Gördüm ki, şu gün âdeta bir tabuttur; can çekişmekte olan cismimin cenazesini taşıyor.

Haşiye: İman, o tabutu bir ticarethane ve şaşaalı bir misafirhane şeklinde gösterir.

بَرْ سَرِ عُمْر جَنَازَۀِ مَنْ اِيسْتَادَه اَسْت

260