İçeriğe geç
32. Bölüm

Sekizinci Mesele

Tenbih

Bu münasebât-ı nahviye ve sarfiye olan hikmet-i vâzı' ise, felsefe-i beyan derecesinde olmazsa da, pek büyük bir kıymeti vardır. Ezcümle, istikra ile sabit olan ulûm-u nakliyeyi ulûm-u akliyenin suretlerine çeviriyor.

Maâni-i beyâniyenin aşılaması ve telkihi ve mânâların becayiş ve inkılâpları, kelimenin mânâ-yı hakikîsi, ya garaz veyahut mânâ-yı muallakadan birisini teşerrüb ve içine cezb etmektir. Zira, içine girdiği vakit, sahibülbeyt olan hakikate ve esasa dönüyor. Ve asıl lâfzın sahibi olan mânâ ise, bir suret-i hayatiyeye dönüyor, ona medet verir. Ve müstetbeattan istimdat eder. Bu sırdandır ki, kelime-i vahidenin maâni-i müteaddidesi oluyor. Ve becayiş ve telkihat bundan çıkar. Bu noktadan gaflet eden, büyük bir belâğatı kaybeder.

İşaret

Bir şey merkep ve binilmişse () عَلٰى lâfzına müstahak olduğu gibi, zarf gibi içine aldığından, () فِى lâfzını ister. تَجْرِى فِى الْبَحْرِ 1 gibi. Hem de bir şey âlet olduğundan, () بَاءْ lâfzını ister. صَعَدْتُ السَّطْحَ بِالسُّلَّمِ 2 gibi. Ve mekân ve merkep olduğundan, فِى ve عَلٰى lâfızları dahi ister. Hem de gaye olduğundan, () اِلٰى ve () حَتّٰى lâfızlarını ister. İllet ve zarf olduğundan, () لاَمْ ve فِى lâfızları dahi ister.

: bk.Harf/Cer harfleri

115