İçeriğe geç

bir tarzda yapılmıştır ki, âdeta bu koca sarayın küçük birer örneğidir. Bütün bu sarayda ne varsa, o küçücük, hareket eden makinelerde de bulunur. Hiç mümkün müdür ki, bu hayret verici sarayı, ustasından başka biri küçük bir makineye yerleştirsin! Hem hiç mümkün müdür ki, bütün bir âlemi içine alan, kutu kadar bir makinede tesadüfî veya abes bir iş bulunsun!

Demek, gözün gördüğü bütün antika, benzersiz makineler, o gizli Zât’ın birer damgası hükmündedir. Belki birer ilancı, birer ilannamedir. Hal diliyle şöyle derler: “Biz öyle bir Zât’ın sanatıyız ki, O, bütün bu âlemi, bizi yaptığı, var ettiği gibi kolayca yapabilir.”

Dördüncü Delil

Ey inatçı arkadaş! Gel, sana daha hayret verici bir şey göstereceğim. Bak, şu memlekette bütün bu işler, şeyler değişti, değişiyor. Hiçbir şey belli bir halde durmuyor. Dikkat et, bu gördüğümüz cansız cisimler, hissiz kutular, her şeye hükmeden birer varlık şeklini alıyor. Âdeta her bir şey bütün eşyaya hükmediyor. İşte yanımızdaki şu makineye bak, sanki emir veriyor ve onun donatılması, işlemesi için gereken maddeler uzak yerlerden koşup geliyor. İşte bak! O şuursuz cisim âdeta işaret ediyor ve en büyük bir cismi kendine hizmetkâr yapıyor, işlerinde çalıştırıyor. Daha başka şeyleri de bunlara kıyasla. Âdeta her bir şey, bu âlemdeki bütün varlıkları kendine itaat ettiriyor.

Eğer o gizli Zât’ı kabul etmezsen, O’nun bu memleketin taşında, toprağında, hayvanlarda ve insan misali varlıklarda görünen bütün hünerlerini, sanatını, kemâl vasıflarını tek tek o şeylere vermen gerekir. İşte, aklın uzak gördüğü mucize sahibi bir tek Zât’a bedel, milyarlarca şeyin O’nun gibi mucizeler gösterdiğini, birbirine hem zıt hem benzer olduğunu ve iç içe bulunduğunu kabul edeceksin ki, intizam bozulmasın, ortalığı karıştırmasınlar. Halbuki bu koca memlekette idareye

270