Gerek Kur’ân’ın bu noktadaki emir ve tavsiyelerinden gerekse hadislerde yerini bulan ifadelerden hareketle sahabe-i kiram efendilerimiz, bir cömertlik yarışına girmişçesine heyecanla başkalarının imdadına koşmuşlar ve daha fazla hayırda bulunabilmenin mücadelesini vermişlerdir. Zaten içlerinde tutuşan iman meşalesiyle önleri aydınlanan bu gönül insanlarından farklı bir davranış da beklenemezdi. Şayet bugün biz de içtimaî hayatımızda hayır adına bir hareketlenme bekliyorsak, her alanda olduğu gibi bu meselede de sahabeyi örnek almalı ve onlar gibi verme yolunda kahramanlar yetiştirmeliyiz. Bugün farklı yer ve zamanlarda oluşan himmetlerde bunun misallerini görüyor olmamız, istikbalimiz adına ümit kaynağı olmaktadır. İnsanlığa örnek olabilecek nümunelerini kendi içinden çıkarmada muvaffak olan toplulukların istikbal adına varacağı noktayı kestirmek çok zor olmasa gerek. Bugün sağda solda gördüğümüz bazı nümuneleri sahabe, umumuna teşmil etmiş ve “Yarışacak insanlar işte bunun için yarışmalı!”65 diyerek ulaşılmaz bir cömertlik performansı sergilemişlerdir.
Maddî imkânsızlıklar sebebiyle cihada iştirak edemediğinden dolayı gözyaşı döken ve bu sebeple samimiyetleri Kur’ân’da âyet olarak yerini bulup bize anlatılan bu altın nesil,66 hayır elde etmede ciddi bir yarış içindeydi.
Zenginlerin mallarıyla geldikleri noktaya kendilerinin ulaşamadıkları ve dolayısıyla sevap itibarıyla da hep onlardan geri kaldıklarından yakınan fakir sahabileri Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), onları da aynı dereceye ulaştıracak ameller tavsiye ederek rahatlatmıştı.
Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh) bu hâdiseyi şöyle anlatır: “Muhacirlerin fakirleri Resûlullah’a gelerek:
– ‘Mal-mülk sahipleri yüce derecelere ve ebedî nimetlere ulaştılar.’ dediler. “Bizim gibi namaz kılıyor, oruç tutuyorlar. Aynı zamanda onlar tasaddukta da bulunuyor; biz ise aynı şeyi yapamıyoruz. Onlar köle azat ediyor biz bu imkâna sahip değiliz.”