İçeriğe geç

Bu açıdan insan, Allah’ın (celle celâluhu) kendisine olan ihsanları, nimetleri ve mazhariyetleri ölçüsünde tevazu ile eğilmelidir. Bu hakikati, namazdaki rükünleri düşünerek zihninizde canlandırabilirsiniz. Mesela “Allahu ekber” deyip, kemerbeste-i ubûdiyet içinde kıyama duran insan, Allah karşısındaki bu hâlini yetersiz görür; O’na doğru ayrı bir tâzim ifadesi olan rükûa gider, asâ gibi iki büklüm olur. Arkasından, “Allahım! Bana böyle bir ibadet imkânı verdiğin için Sana şükürler olsun. Sen, ne büyüksün! Sen, ne yücesin! Tek büyük Sen olduğuna göre bana küçüklük düşer. Fakat ben, ayaktaki hâlimle bunu ifade edemem. İşte iki büklüm oluyor ve Senin karşında eğiliyorum.” duygularıyla secdeye kapanır. Daha sonra muradını arıyor gibi başını secdeden kaldırır, âdeta kendisine açılan kapı aralığından O’na bakıyor gibi yönelip, “Hayır, bu yetmedi!” der, tekrar secdeye kapanır.

Nitekim İnsanlığın İftihar Tablosu (sallallâhu aleyhi ve sel­lem), أَقْرَبُ مَا يَكُونُ الْعَبْدُ مِنْ رَبِّهِ وَهُوَ سَاجِدٌ“Kulun Rabbisine en yakın olduğu an secde hâlidir.”71 ifadeleriyle secdenin dışında insanın, Allah’a daha çok yakınlaşabileceği başka bir hâlin bu­lun­madığını ifade buyurmaktadır. Secdenin ifade ettiği bu mânâ bir şiirde şöyle ifade edilmiştir:

“ Baş-ayak aynı yerde, öper alnı seccade,
İşte, insanı yakınlığa taşıyan cadde..!”72

Başarıları Kendinden Bilme Âfeti

Demek ki insan, ne kadar mütevazi, ne kadar başı yerde, ne kadar iki büklüm ise, o ölçüde Allah’a (celle celâluhu) yakın olacaktır. Esasında Allah’a gönülden inanmış bir insanın başından aşağı sağanak sağanak dökülen nimetler karşısındaki genel mülâhazası budur. O, Rabb-i Kerim’inin sonsuz nimetleri karşısında tevazu ile eğildikçe eğilir, ayağını bastığı yere başını koyar, Sonsuz karşısında sıfır olduğunu ilan ve itiraf eder.

106