İçeriğe geç

Yine Mekke’nin fethine kadar Efendimiz’in (sallallâhu aley­hi ve sellem) karşısında yer almış olan Ebû Süfyan’ın (ra­dı­yallâhu anh) gözüne Yermük Savaşı’nda bir ok isabet etmişti. Ebû Süfyan, çıkan gözünü avucuna aldıktan sonra diğer gözüyle ona anlamlı anlamlı bakmış, “Neye yararsın ki, yetmiş sene kendi sahibini görmedin!” diyerek yere atmıştı.137

Bütün bu misaller;

“ Her mürşide el verme ki yolunu sarpa uğratır;
Mürşidi kâmil olanın, gayet yolu âsân imiş…”
(Niyazî-i Mısrî)

sözleriyle ifade edildiği üzere, insanı yetiştiren muallimin tesirini ortaya koyduğu gibi, aynı zamanda bir hamlede amudî (dikey) yükselme adına da misal teşkil etmektedir.

İşte günümüzün inanan gönülleri de, kendilerine ashab-ı kiramı örnek alıp hiçbir dünyeviliğe talip olmamalı; hele hele devletin herhangi bir kademesinde görev yapıyorsa, makamının kredisini kullanarak kendisine, çoluk çocuğuna, yakınlarına çıkar sağlamamalı; araba, uçak, yat, gemi.. vb. şeyler peylememelidir. Meşhur bir atasözünde denildiği gibi o sadece “Allah bes, bâki heves!” deyip Hak rızası istikametinde yürümeli, sadece O’nun rızasına talip olmalı; hedeflediği rıza-i ilâhîyi, cemâlullâhı, iştiyak-ı likâullâhı ve maiyyet-i nebeviyeyi hiçbir şeye değişmemelidir. Hatta bunlardan vazgeçmesi karşılığında ona cennetler teklif edilse bile, “Allah Allah! Bunlar bende nasıl bir eğrilik gördüler ki bana rıza-i ilâhînin, iştiyak-ı ilâhînin, rü’yet-i ilâhiyenin berisinde bir şeyler teklif ediyorlar.” diyebilme yiğitliğini göstermelidir. Yüreğini öylesine bu duygularla “lebrîz” etmeli, doldurup taşırmalı ki başka şeyleri içine almasın. Zira bunların yanında gökte uçma, suda batmadan yürüme, insanların içini okuma, çehrelerine bakarak başlarına gelecek şeyleri onlara söyleme gibi şeyler, çer-çöp denecek kadar basit kalır.

187