Âlemi Nasıl Bilirsin; Kendin Gibi…
Bir kısım kimseler de var ki, demokratik teamül ve kuralları ayaklar altına alarak ülkenin kan damarlarına, kılcallarına kadar girmiş ve halk üzerinde hâkimiyet kurmuşlardır. Onlar bu uğurda, meşru-gayrimeşru ellerindeki her türlü imkânı kullanmış, belli yerlere gizlice nüfûz etmiş ve ülkenin imkânları üzerine konmuşlardır. İşte bu tür insanlar çevrelerine hep kendi iç dünyaları adesesinden bakar; değişik hareket ve oluşumları, faaliyet ve kıpırdanmaları kendi yaptıklarına kıyas edip öyle değerlendirir ve neticede kendi levsiyatlarını başkalarında da tahayyül edip insanlarla muamelelerini bu anlayışa göre belirlerler. Kendileri gerçekten “sızdıkları” için, ehliyet ve liyakatlerini ortaya koyarak idarî kademelerde yer alan millet fertlerini de sızmakla suçlarlar.
Hani bir hırsız bir dükkânın önünden geçerken kepenklerine bakar, “o kepenklerin kolay bir şekilde nasıl açılacağı, kilidinin nasıl çözüleceği, hangi yollarla içeriye girilip daha sonra içerideki o malların nasıl hızlı bir şekilde boşaltılacağı” gibi şeyleri düşünür. Yani oradan geçerken daha başta göz hırsızlığıyla, yapacağı hırsızlığın zeminini hazırlar, onun kurgusuyla meşgul olur. Bu arada dükkân sahibi de, dükkânını kapatıp evine giderken geriye dönüp bakar ve gözleri kepenklerin üzerinde, muhtemel bir hırsızlığa karşı gerekli tedbirleri alıp almadığının, kilidin yeterince güvenli olup olmadığının muhasebesini yapar. Bu durumu gören ve o şahsın dükkân sahibi olduğunu bilmeyen hırsız ise, onu kendine kıyas edip “Bu da bizim tayfadan!” der.