İçeriğe geç

Unutmamak gerekir ki Allah (celle celâluhu), insanlar hak­kın­da onların sahip oldukları sıfatlara göre hüküm verir. Me­se­la sadakat sahibi olma, başkalarının ırz ve namusuna karşı hassas davranma, iffeti ve ismetiyle yaşama, kimsenin ma­lı­na-mülküne göz dikmeme, teavün düsturunu işler hâle getirme, tembelliğe karşı ilan-ı harp etme, zamanı tanzim etme, imkânları rantabl olarak değerlendirme, araştırma ve hakikat aşkıyla varlığı didik didik etme gibi gerek tekvînî gerekse teşriî emirlere ait sıfatlar birer mü’min sıfatıdır. Kim bu sıfatlara sahip olursa, Allah onu muvaffak kılacak; bu sıfatlara sahip olmayanlar ise hem bu dünyada hem de ötede cezalandırılacaktır.

Evet, bir insan “dindarım” dese, Müslümanlığı kimseye bı­rakmasa da, eğer tembel tembel kahvede oturuyor, bu tem­bel­liğine dedikoduyu, gıybeti, iftirayı ilâve ediyor, sadece zanlarla hareket edip başka mü’minler hakkında kötülük dü­şü­nüp kötülük konuşuyorsa kâfir sıfatlarla muttasıf bir hayat yaşıyor demektir. Bu sıfatlara sahip olan insan ise –muhal­farz– bir hareketiyle gökteki yıldızları yere indirse, yeryüzündekilere bir maytap şenliği yaşatsa, ışık ziyafetleri çektirse bile, Allah katında bunların hiçbir kıymet-i harbiyesi yoktur. Belki geçici bir süre, bir göz bağcılıkla insanları aldatabilir. Fakat böyle birisi, Allah’la sağlam bir irtibat kurmadığı, mü’mince bir çizgide yürümediği ve peygamberlerin yürüdüğü çizgiyi takip etmediği için yalancı bir ışık gibi parlar ama kısa bir müddet sonra söner gider ve peşinden gidenlere de hüsran yaşatır. Bugüne kadar niceleri böyle göz bağcılıkla bir süreliğine kitleleri arkalarında sürüklemişlerdir fakat çok geçmeden arkada hiçbir iz bırakmadan çekip gitmişlerdir.

Doyma Bilmez İştiha

62