“Amerika’da bulunuyordum. Sık sık Sir James Jeans’le görüşürdüm. Bir gün sokakta giderken baktım, şiddetli yağmur yağıyor. Üstad, şemsiyesi koltuğunun altında süratle kiliseye doğru gidiyor. Sessizce hemen yanına sızıverdim ve “Üstad” dedim, “dalgınsın galiba, yağmur yağıyor!.. Şemsiyen de koltuğunun altında!” Uykudan uyandırmışım gibi kendine geldi. Nazarları çok ileriye, bizim ufkumuzun çok ötesine müteveccih, bakışları çok derindi. İkazım üzerine şemsiyesini açtı. Beraber yürümeye başladık. Kiliseye gittiğini öğrenince, “Kiliseye nasıl gidebiliyorsunuz; çok kimseler, ilim yaptıkça dinden ve kiliseden uzaklaşıyorlar?” dedim. O anda çok doluydu, çok duygulanmıştı. Soruma cevap vermedi ve “İn’âmullah” dedi, “yarın evime gel; bir çayımı içersin ve bu arada konuşuruz.”