Bir harpte, Müslümanların elde ettiği esir ve ganimetler Medine’ye getirilince, herkes gidip Efendimiz’e ihtiyacını arz ediyor ve durumuna göre de bir şeyler alıp dönüyordu. Hz. Ali’nin teşvikiyle Fatıma Validemiz de gitti. Ancak babası evde yoktu. Niçin geldiğini Allah Resûlü’nün zevcelerinden birine söyledi ve evine döndü.
Efendimiz durumdan haberdar olunca, hemen kızının evine geldi. Hz. Fatıma yatıyordu. Resûlullah içeri girince yatağından doğrulmak istedi. Ancak bu fıtrat insanı, hemen yatağın kıyısına oturdu. Öyle ki dizlerinin soğukluğunu, Fatıma Validemiz bağrında duyuyordu: “Kızım, dedi, Suffe ashabının bütün ihtiyaçlarını görmeden evvel sana bir şey veremem. Ama sana bundan daha hayırlısını öğreteyim. Yatmak için yatağına geldiğinde 33 defa Sübhanallah, 33 defa Elhamdülillah ve 33 defa (bir rivayette 34) Allahü Ekber de. Bu, senin istediklerinden, senin ahiretin hesabına daha iyidir.”259
Ve yine bir gün Hz. Fatıma’nın elinde altın bir zincir gördü: “Kızım, insanların, ‘Allah Resûlü’nün kızı, elinde Cehennem’den bir zincir taşıyor.’ demelerini mi arzu ediyorsun? Derhal onu çıkar!” dedi ve gitti.
Hz. Fatıma ise, bu bilezikle bir köle aldı ve köleyi Allah için hürriyete kavuşturdu. Az sonra durumu babasına anlatınca, Allah Resûlü bilseniz ne kadar memnun olmuştu! 260
Bu üçüncü bölümün bir yönü de şudur. Allah Resûlü, muhataplarından herhangi bir talepte bulunmadığı gibi, bir de onlardan gelen çile ve ızdıraba katlanmak zorunda kalıyordu. Kaç defa baştan aşağıya toz-toprak içinde bırakılmıştı da kızları Zeynep’ten, Fatıma’dan başka yardımına gelen olmamıştı.261 Ve yine kaç defa geçeceği yollara dikenler serpilmiş, mübarek ayakları kan-revan içinde kalmıştı…