O Safiyye (radıyallâhu anhâ) ki, Hz. Hamza’nın (radıyallâhu anh) kız kardeşiydi. Uhud’da Hamza (radıyallâhu anh) şehit olunca, kardeşini görmek istemiş, Allah Resûlü de, dayanamaz diye mâni olmaya çalışmış; fakat bu yiğit kadın, Allah’a ulaşmış bir ruhu görmek için mi, hınçla bilenmek için mi.. gitmiş o paramparça olmuş cesedi doya doya seyretmişti.. evet güçlü ve iradeli bir kadındı. Ancak bir erkek O’nun kadar metin olabilirdi. Safiyye (radıyallâhu anhâ) ki, Allah Resûlü’nün “Havarim” dediği Zübeyr’in (radıyallâhu anh) de anasıydı. Safiyye (radıyallâhu anhâ) ki, zalim Haccac’a karşı Kâbe’yi müdafaa ederken, asılmak suretiyle şehit olan Abdullah b. Zübeyr’in babaannesiydi. Ve bütün bunlardan öte, o Safiyye (radıyallâhu anhâ) ki, Allah Resûlü’nün öz halasıydı. Buna rağmen İki Cihan Serveri, ona da böyle diyordu…
Evet, Allah Resûlü bir temkin, tedbir ve denge insanıydı; bazı kendini bilmezlerin yaptığı gibi, ahirette herkese el uzatabileceğini söylemiyordu. Hatta el uzatacağını söyleyemedikleri arasında, kendi kızı, ciğerpâresi, peygamberlik günlerinin tek gönül meyvesi, Hz. Fatıma (radıyallâhu anhâ) da vardı ve işte şimdi ona da aynı şeyleri söylüyordu: يَا فَاطِمَةُ بِنْتُ رَسُولِ اللّٰهِ! لَا أُغْنِي عَنْكِ مِنَ اللّٰهِ شَيْئًا“Ey Muhammed’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) kızı Fatıma! (Sen de nefsini Allah’tan (celle celâluhu) satın al; zira ahirette senin adına da bir şey yapamam.”