İçeriğe geç

“Andolsun Biz, ‘Allah’a kulluk edin, tâğuttan sakının.’ diye her millete bir peygamber gönderdik. Allah o insanlardan bir kısmını doğru yola iletti. Onlardan bir kısmı için de sapıklık hak oldu. Öyleyse yeryüzünde gezin de görün, Hakk’ı yalanlayanların sonu nasıl olmuş?”6 denilerek, yine peygamberlerin gönderiliş gayesi, putlardan sakınıp Allah’a kul olma yolunda insanlara önderlik yapma hikmetine bağlanmıştır.

Efendimiz’in Farkı

Efendimiz’in durumu ise daha farklıdır. O bütün âlemlere rahmet olarak gönderilmiş olmakla, hem insanları hem de cinleri kulluk yoluna iletmekle vazifelidir. Abdullah b. Mesud (radıyallâhu anh) başından geçen bir hâdiseyi şöyle nakleder:

“Efendimiz ile beraber bir yere gittik. Benim etrafıma bir çizgi çizerek, ‘Sen buradan ayrılma!’ dedi ve kendisi benden uzaklaştı. Daha sonra gürültüler duymaya başladım. Allah Resûlü’ne bir şey mi oldu diye ciddî endişe içindeydim. Fakat bana, buradan ayrılma dediği için de yerimden kımıldayamıyordum. Bir müddet sonra Allah Resûlü döndü. Duyduğum gürültünün sebebini sordum ve: “Yâ Resûlallah! O tarrakalar koparan gürültü neydi?” dedim. Cevaben: ‘Cin taifesi bana iman edip biatta bulundular. Sonra aralarında münakaşa başladı. İnananlarla inanmayanlar birbirlerine tutuştular. İşte duyduğun gürültü bu idi. Ve ayrıca bana vefatım haber verildi.’ dedi.”7

Allah Resûlü, son ifadeleriyle şunu haber veriyordu. Benim gönderiliş gayem insanlara ve cinlere hidayete giden yolu açmaktır. Bugün artık cinler de bana iman ve itaat ettiklerine göre, dünyada kalmamın bir mânâsı yok demektir. Öyleyse, bundan böyle artık dünyadan ayrılıp gitsem olabilir…

O böyle düşünüyor ve ifadeleri arasında risaletin gaye ve hedefine ait sırlar veriyordu. Aslında O, bizlere de dünya ile ukbâyı tercih mevzuunda şöyle bir dua talim buyurmuştu:

64