İçeriğe geç

Efendimiz, yirmi üç sene, peygamberlik gibi çok ağır bir sorumluluk taşımış ve hiçbir dava adamına nasip olmayacak şekilde de mükellefiyetlerini yerine getirmiş müstesna bir insandı.. ve işte O, bu ruh ve şuurla her gün biraz daha mübarek sona doğru yaklaşıyordu:

Veda Haccındaydı –zaten hayatında bir kere hac yapmıştı– Umreyle haccı birleştirdiği için biz buna “Hacc-ı Ekber” de diyoruz.16 İşte bu son haccında, Allah Resûlü son bir kere daha devesine bindi ve söylemesi gereken her şeyi söyleyip bitirmeye çalıştı. Evet, kan davalarından kadın haklarına, ondan da faize, kavim ve kabile aralarındaki münasebetlere kadar her şeyi anlattı. Daha sonra da cemaatine ألَا هَلْ بَلَّغْتُ“Dikkat edin, tebliğ ettim mi?” diye sordu. Her defasında cemaatinden: “Evet, tebliğ ettin.” karşılığını alınca da, Cenâb-ı Hakk’ı şahit tutarak: اَللّٰهُمَّ اشْهَدْ“Allahım, şahit ol!” buyurdu.17

O bihakkın vazifesini yapmıştı. Onun için de vicdanen rahat, kalben huzur içindeydi ve adım adım Rabbine gitmeye hazırlanıyordu. Zaten O bir murâkabe insanıydı ve en hassaslardan daha hassastı. Dolayısıyla da bütün hayatını böyle bir hazırlık içinde geçirmiş ve kendi kendine: “Acaba Rabbimin beni gönderdiği asıl gayeye uygun yaşayabildim mi?” diyordu.

3. GÜZEL ÖRNEK

Peygamberlerin gönderiliş gayesi olarak söyleyebileceğimiz diğer bir husus da, onların ümmetlerine güzel birer örnek olma keyfiyetleridir.

Allah (celle celâluhu), Kur’ân-ı Kerim’de: أُۨولٰۤئِكَ الَّذِينَ هَدَى اللّٰهُ فَبِهُدَاهُمُ اقْتَدِهْ“İşte onlar, Allah’ın hidayet ettiği kimselerdir. Sen de onların yoluna uy!” demektedir.18

Düşünmeli ki Efendimiz’e dahi, kendinden evvel geçmiş peygamberler isim isim sayıldıktan sonra onlara uyması söylenmektedir. Zaten bizlere de Kur’ân-ı Kerim şöyle seslenir:

71