Hazreti Ruh-u Seyyidi’l-Enâm (aleyhi ekmelüttehâyâ) hususî konumuna göre hususî donanım açısından bu konuda mutlak bir fâikiyetin remzi ve sesidir. O, Allah’ın duyurmasıyla duyulmazları duyar, görülmezleri görür; yer yer ruhunun zaman ve mekân üstü bir mahiyet almasıyla ruhanîlerin önüne geçer; Hakk’ın en mükerrem ibadı melekleri aşar ve gidip tâ “Kâb-ı kavseyni ev ednâ” ufkuna ulaşır. O’nun Hak katındaki payesi kadar halk içinde de mütemâdî ve sarsılmaz bir itibarı vardır. O, ömür boyu kıl kadar doğruluktan ayrılmamış; dost-düşman herkese güven vaadetmiş; Hak’tan aldığı mesajları lâhûtîliğindeki cazibesiyle muhataplarına sunmuş; her zaman mâsumiyetiyle hatırlanmış, masûniyetiyle bilinmiş; fizik ve metafizik âlemlere açık keskin fetanet ve aydınlık ruhuyla tabiat ve mâverâ-i tabiatı hep doğru okumuş, doğru yorumlamış; dolayısıyla da ön yargılı olmayan bütün temiz vicdanların hemen hepsi hiç tereddüt göstermeden O’na koşmuş; en mütemerrid nefisler O’nun karşısında dize gelmiş, en müstesna dimağlar O’nun mesajlarında aklın yaratılış gayesini okumuş ve O’na teslim olmuşlardır. O’nun sayesindedir ki, insanoğlu, hayvâniyet ve cismaniyetten sıyrılarak kalb ve ruhun hayat mertebesi seviyesinde bir ufka yönelmiştir. O, varolma ufku itibarıyla vücud-u haricîye açılan kapının sırlı anahtarı, varolma gayesini gerçekleştirme adına da Hakk’a giden doğru yolun rehberi ve ebedî saadetin de şefaatkânıdır.
O’na kadar gelip geçmiş bütün nebiler O’nun dediğini demiş, O’ndan sonra gelen bütün evliyâ ve asfiyâ ise –fevkalâde halleri davalarına senet– O’nu tasdik etmiş ve mazhariyetlerinin de O’ndan olduğu itirafında bulunmuşlardır.. evet O, “Allah” deyip nazarları tevhide çevirmişse, bütün enbiyâ ve mürselînin sesi soluğu, bütün evliyâ ve asfiyânın müşâhede ve keşifleri de bunu müeyyiddir.