Şimdi bize düşen tek şey, ciddî bir sorumluluk duygusuyla, kendimiz olarak ve vakit fevt etmeden devletler muvazenesindeki yerimize koşmak olmalıdır. Zaten, böyle bir hedef söz konusu olmadığı takdirde, bu mevcut hâlimizle değil ilerlemek, yarınlara ulaşmamız dahi mümkün değildir.. evet bugün bizim için, iki alternatiften biri söz konusudur; ya ölesiye gayret ve dirilme ya da kendimizi rahata, rehavete salarak bir ebedî ölüme teslim olma!..
Kur’ân-ı Kerim, böyle bir olma veya ölmeyi sık sık nazara vererek bize hep kendimizi yenilemeyi ve taze kalmayı salıklar: “… O dilerse sizi alır götürür ve yerinize yepyeni bir halk getirir.”1, “… O dilerse sizi yok eder ve yerinize ter ü taze başka bir halk getirir.”2, “… Eğer O’ndan yüz çevirirseniz, sizi, sizin gibi olmayacak bir toplumla değiştirir.”3 Bu çizgide şerefnüzul olmuş daha pek çok âyet vardır ama, bir fikir vermesi bakımından bu kadarı yeter zannediyorum.
Bu âyetlerde, “alınıp götürülecek” diye anlatılan kimselerin, kendini yenileyememiş, taze kalmayı başaramamış, mü’min olmanın hakkını eda edememiş ve iç dünyasında karbonlaşmış ölü ruhlar ve üçüncü dünya insanları –Allah’a imanlarının ifade ettiği mânâ mahfuz– olma ihtimali kavîdir. Getirilecek kimselere gelince, onlar da birkaç asırdan beri bu mahzunlar ve mağmumlar dünyasında bilene bilene metafizik gerilimini tamamlamış; bugüne kadar küçümsenen ve hor görülen bizim insanımızı değerler üstü değerlere yükseltmeye namzet olan “nesl-i cedit” ve bütün bir kudsîler kadrosudur.
Dipnotlar
- 1 İbrahim sûresi, 14/19
- 2 Fâtır sûresi, 35/16
- 3 Muhammed sûresi, 47/38