“Allah’tan, ümmetimin sapıklıkta içtima etmemesini istedim, O da bu isteğimi kabul buyurdu.”17 beyanlarıyla çoğunluğun icma kuvvetinde olduğunu ve “Sevâd-ı Âzam”a uyulması lâzım geldiğini ihtar eder ki, bu mevzuda hayat-ı seniyyelerinden pek çok misal aktarmak mümkündür. Ezcümle, Bedir ve Uhud’un hem bidayetindeki hem de nihayetindeki meşveretler bu çizgide cereyan etmişlerdir.
5. İster icma kararıyla, ister çoğunluğun görüşüne göre olsun, şûrâ, usûlüne göre cereyan etmişse, artık orada üzerinde anlaşılan görüşe muhalefet etmek caiz değildir ve alternatif düşünceler ileri sürülemez. “Ben farklı ve isabetli bir görüşte bulunmuştum.” veya “Ben muhalefet şerhi koymuştum.” gibi sözlerle alınan karar aleyhinde rey izhar etmek düpedüz bozgunculuk ve günahtır. Allah Resûlü, kendi içtihatlarına rağmen böyle bir çoğunluğun görüşlerine uyarak Uhud’a çıkmış, sonra da evvel ve âhir, hatalı da olsa, ekseriyetin içtihatlarıyla alâkalı hiçbir beyanda bulunmamıştır. Kaldı ki, Kur’ân-ı Kerim, Uhud’a hazırlanırken irtikâp edilen o mukarrabînin zellesinin sorgulanabileceği işaretini de vermişti..
6. Şûrâ, mevcut problemleri çözmekle meşgul olur; muhtemel hâdiselerle alâkalı tahminî kararlar üzerinde fazla durmaz. Zaten, İslâmî hayat, nassların ışığı altında sürüp gitmektedir. O çerçevenin dışında cereyan eden vak’alar veya mutlaka gerçekleştirilmesi lâzım gelen plan ve projeler ise, o vak’a ve o projelerin hususiyetleri de nazar-ı itibara alınarak, her hâdise, her plan kendi cereyan keyfiyetine göre kendi içinde çözülmelidir.
Dipnotlar
- 17 Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 6/396; et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-kebîr 2/280.