Evet, şu anda biz, icabında Cennet’e girmekten dahi vazgeçip ve şayet girmişse, dışarıya çıkma yollarını araştıracak kadar mesuliyet ve dava âşığı insanlar bekliyoruz. “Güneşi bir omzuma, ayı bir omzuma koysalar, ben bu işten vazgeçmem!”3 diyen insanlar.. bu bir Peygamber ufkudur. Bu ufuktan akıp gelen ışıklarla coşkun bir dimağ, yerinde: “Gözümde ne Cennet sevdası ne de Cehennem korkusu var; milletimin imanını selâmette görürsem Cehennem’in alevleri içinde yanmaya razıyım!”4 der iki büklüm olur.. veya ellerini açar, “Vücudumu o kadar büyüt ki Cehennem’i ben doldurayım, başkalarına yer kalmasın!”5 çığlıklarıyla semavâtı lerzeye getirir.
Evet, bugün insanımızın, her şeyden daha çok, milletinin günahları için ağlayan, insanlığın affedilip bağışlanmasını, kendi bağışlanmasının önünde bekleyen.. ve A’râf’ta durup Cennetliklerin hazlarıyla yaşayan, Cennet’e girse dahi şahsî hazlarını duymaya vakit bulamayan derûnîlere ihtiyacı var…
Dipnotlar
- 3 İbn Hişâm, es-Sîratü’n-nebeviyye 2/101; et-Taberî, Târîhu’l-ümem ve’l-mülûk 1/545.
- 4 Bediüzzaman, Tarihçe-i Hayat s.616 (Tahliller).
- 5 Bkz.: Şeyh Şemseddin Sivasî, Menâkıb-ı Çihâr Yâr-i Güzîn s.25 (28. Menkıbe).