İçeriğe geç

Fatih cennet-mekân döneminden bugüne kadar, böyle bir düşünce sistemi adına pek çok teşebbüste bulunulmuştur ama, bu teşebbüsler hiçbir zaman beklenen hedefe ulaşmamıştır. Bu mülâhaza, bazı yönleri itibarıyla tartışmaya açık olsa da, genel olarak böyledir. Hocazâdelerden Molla Zeyreklere, Mustafa Reşit Paşalardan Meşrûtiyet mimarlarına, ondan yeni dönemin düşünce işçilerine kadar samimî-gayri samimî pek çok kimse, mâşerî vicdandaki böyle bir arayış ve bekleyişe cevap bulmaya çalışmıştır ama; kimileri İbn Rüşd-İmam Gazzâlî Tehâfütleri’ne takılıp kalmış, kimileri Fransız İhtilal-i Kebir’i ve Auguste Comte anaforlarında boğulup gitmiş, kimileri de Durkheim’in hezeyanlarıyla oyalanıp durmuş.. ve hep hareket hâlinde olunmuş ama, ya içinde yaşanılan çağ hiç hesaba katılmamış ya sadece fantezilerin arkasından gidilmiş ya da heva ve heves hüda sayılarak şaşkın şaşkın bin yıllık millî değerler târumâr edilmiştir… Bari şimdilerde olsun bütün bu olumsuzlukları aşabilseydik! Heyhât! O mevzuda da bütünüyle olumlu düşündüğümüz kat’iyen söylenemez. Bütün bu olumsuzlukları aşmayı ve kendi kaynaklarımızdan beslenen bir düşünce sistemi, bir millî felsefe geliştirmeyi ne kadar arzu ederdim!..

143