Evet, ne sebepler ne de başka hiçbir şey Allah’a hükmedemez. O’nun ilâhî irade ve meşîetini bağlayamaz. Her şey Allah’ın mahkûmu, Allah da biricik ve mutlak hâkimdir. Ancak, esbaba riayet edilmesi ve illetlerin birer mini vesile olarak değerlendirilmesi de yine Allah’ın emridir. Bu itibarla da insanın, “sünnetullah” dediğimiz şeriat-ı fıtriyenin prensiplerine uymadığı zaman, büyük ölçüde dünyada, belli nispette de ahirette cezalandırılacağına inanıyoruz.
Halifeler halifesi Hazreti Ömer’in, salgın vebanın bulunduğu bir yerden uzaklaşırken, onun bu davranışını kazâya rıza ve kadere teslim düşüncesiyle telif edemeyenlere karşı, “Allah’ın kaderinden yine Allah’ın kaderine kaçıyorum.”1 şeklindeki yaklaşımı ne mânidardır!
İş; amel ve aksiyonda netice programlı olma, onu gaye-i hayal hâline getirme ve onun külfeti altına girme, hem bir ızdırap hem de –hâşâ– Allah’la pazarlık yapma gibi bir saygısızlık, iradeyi devre dışı bırakarak, neticenin harika bir yol ile harikalar kuşağında meydana geleceğini beklemek de bir kuruntu ve miskinlik kılıfıdır: Zaten Kur’ân-ı Mübîn de hem de kim bilir kaç yerde جَزَۤاءً بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ2 , جَزَۤاءً بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ3 diyerek insanların başına gelecek iyi ve kötü şeylerin yine onların kendi amel, kendi aksiyon ve kendi davranışlarından dolayı meydana geldiğini ve geleceğini ihtar etmiyor mu? Ve kalb, akıl, vicdan muvazenesinin en büyük mümessili insanlığın iftihar tablosu Ruh-u Seyyidi’l-Enâm da: Kıyamet günü kulun, henüz bir adım atma fırsatı bulamadan, ömrünü nerede tükettiğinden, bilgisini nasıl değerlendirdiğinden, malını hangi yollarla kazanıp nerelerde sarf ettiğinden ve bedenini nerelerde yıprattığından sorgulanacağını hatırlatarak,4 sebep-sonuç, illet-mâlûl, gayret ve semere arasındaki sıkı ve sırlı münasebeti iş’âr etmiyor mu?
Dipnotlar
- 1 el-Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ 7/217; İbn Abdilberr, et-Temhîd 8/368.
- 2 “Kazandıklarından ötürü” (Tevbe sûresi, 9/82, 95).
- 3 “Yaptıkları şeyden ötürü” (Secde sûresi, 32/17; Ahkaf sûresi, 46/14; Vâkıa sûresi, 56/24).
- 4 Bkz. Tirmizî, kıyâmet 1: el-Bezzâr, el-Müsned 4/266.