İçeriğe geç

Sebeplere bunca önem verip onları küstahlaştırmayı yadırgayanlar olabilir; bir ölçüde, ben de buna iştirak ederim: İnsan kendine düşen vazifeyi yapmalı, şe’n-i rubûbiyetin gereğine karışmamalıdır. Vazife bize ait bir sorumluluk, sebeplere tevessül de neticenin istihsali için, dua hükmünde Hak kapısına sunulmuş bir müracaattır. Bu hususun böyle kabul edilmesi, bizim, birer yaratık, O’nun da yaratan olmasının ve ulûhiyet sıfatlarının gereğidir. Ne var ki, madalyonun bir de öbür yanı var: Allah, bize ait emr-i itibarî gibi bir şeyi, irade ve meşîetine davetçi gibi kabul buyurmuş, ona önem vermiş, en büyük projeleri o plan üzerinde gerçekleştirmeyi vaad etmiş ve gerçekleştirmiş.. ve bu itibarî nesneyi günaha, sevaba bir vesile olarak yaratmış, onu ceza ve mükâfata esas kılmış, hayır ve şerrin isnad edilmesine fail kabul etmiş.. ve zatında hiçbir değer ifade etmeyen bu nisbî emre, ona terettüp eden neticeler itibarıyla, değerler üstü değer atfetmiş –ki eğer böyle olmasaydı, bütünüyle hayat durur, insan camidler derekesine düşer, teklif bâtıl olur ve her şey gider abese incirar ederdi– elbette ona, onun istek ve dileklerine fevkalâde önem verecek.. onu dünya ve ukbânın imarına bir şart-ı âdi, hatırı sayılır bir vesile ve dünyaları aydınlatacak bir elektrik mekanizmasının sihirli düğmesi hâline getirerek, damlada derya, zerrede güneş, hiç ender hiç olan bir şeyde cihanları var etmek suretiyle kudretinin sırlı bir buudunu daha gösterecektir.

14