İçeriğe geç
19. Bölüm

Hi̇kmeti̇n Mânâsı

Soru: “Allah hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet nasip edilmişse, doğrusu, büyük bir hayra mazhar olmuştur. Ancak tam akıllı olanlar gerçekleri anlar ve düşünürler.”1 buyruluyor. Âyette geçen hikmetten ne anlamalıyız?

Evvelâ, âyet-i kerimede geçen hikmet kelimesinin mânâsı mevzuunda selef âlimlerimizin mütalâasını bilmede fayda var:

Bazı selef âlimleri, hikmeti, “Vahyin gayr-i metlüv olanı, Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) beyan ve sözleridir.” şeklinde tarif etmişlerdir. Nitekim Kur’ân-ı Kerim, “Allah sana kitap ve hikmeti indirmekte ve sana bilmediklerini öğretmektedir.”2; “Ben sana (Hz. İsa’ya) kitabı, hikmeti, Tevrat ve İncil’i öğretmiştim.”3 gibi âyetleriyle hikmeti, kitaptan ayrı bir husus olarak ele almaktadır.

Kur’ân’ın bu ayrımından mülhem muhaddisîn-i kiram umumiyet itibarıyla Kitab’ın Kur’ân-ı Kerim, hikmetin de Peygamber Efendimiz’in nurlu beyanları, hikmetli sözleri, fevkalâdeden düşünceleri ve hikmet gamzeden beyanları olduğunu söylemişlerdir.

Bazıları da daha hususî mânâda, “Hikmet, kâinatın esrarına vukuftur ki, onu bir kitap gibi mütalâaya alan insanın, onda görüp sezeceği maslahat, hikmet, fayda, tenasüp, illet-mâlul münasebeti ve sebep-müsebbep arasındaki alâkaların kavranmasıdır.” demişler. Böylesi bir kitabın mütalâasına muvaffak olan bir insan, onu mütalâa ettikçe zevki artacak, zevki arttıkça yeni mütalâalara koyulacak ve bu sayede hikmete muttali olacaktır. Bu mânâda da hikmeti, kısmen felsefeci ve kelâmcıların çokça üzerinde durdukları kâinat (makro âlem) ve insanın (normo âlem) mütalâası şeklinde ele almak mümkündür.

1