İçeriğe geç

Evet, Allah göstermiş, tenbihte bulunmuş ve Habib’ine bir sinyal vererek, “Onlara karşı müdafaa harbi yapın!” demişti.

Ancak, bütün bunlara rağmen Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) istişarede genelin görüşünü esas alarak zırhını ve silahlarını kuşanmıştı. Sonra ashabın büyükleri meselenin farkına varıp gençleri ikna etmiş ve Efendimiz’e gelerek, “Yâ Resûlallah! Gençlerimiz ısrarlarından vazgeçtiler. Siz, nasıl emir buyurursanız öyle yapalım.” demişlerdi. Ama Allah Resûlü, “Bir Peygamber, bir meselede karar verdikten sonra artık geriye dönmez.” diyerek istişarede alınan kararı uygulamaya koymuştu. Şüphesiz bunda da pek çok hikmet vardı…

Evvelâ, Efendimiz dışarıya çıkmayıp da Medine’nin içinde müdafaa savaşı verseydi, bunun üzerine de müşrikler, Hendek’te olduğu gibi etraflarını muhasara etselerdi, bazıları “Peygamber dışarıya çıksaydı, Bedir’deki gibi biz de ganimet alırdık.” diyebilirlerdi. Efendimiz’in tedbiri mevzuunda akıl vermeye kalkma, O’nun tedbirini tenkit etme de –İmam Şafiî’nin nokta-i nazarına göre– küfre girme demekti. O, tedbirinde kat’iyen tenkit edilemezdi.

Allah Resûlü istişare neticesine göre karar verip Medine dışına çıkmıştı. Karar verdikten sonra geriye dönseydi, ihtimal teşettüt-ü ârâya sebebiyet verilecekti ve sahabe arasında fikir ayrılıkları olacaktı. Bazıları, “Peygamberimiz, fikrinden vazgeçirildi.” diyeceklerdi. Hâlbuki karar verdikten sonra fikrinden vazgeçmek, bir irade zaafı ifadesidir ve O pâk dâmen, bu tür şeylerden fersah fersah uzaktır. Bunlar, basit hareketler değildir ve İslâm tarihinde çok mühim hâdiselerdendir. Bu itibarla, işin başında çok iyi düşünmek, isabetli karar vermek ve daha sonra da geriye dönmemek asıl olmalıdır. Zira her geriye dönüş, bir kısım insanların da dökülmesi demektir.

5