O, bir beşer de olsa, yine nebi idi; gazaplanması da, hoşnutluğu da Allah içindi ve her hâlukârda O hep hakkı söylerdi. Evet O’nun hiçbir sözü hevasından değildi ve beşerî arzularından kaynaklanmazdı. Daha doğrusu O, kendinden konuşmaz, sadece kendine vahyolunanı söylerdi.3
Evet, tekrar mevzua dönecek olursak, Efendimiz’in ümmîliğini, bir şey bilmiyor şeklinde anlamamak gerekir. Vahiy gelmeden evvel bile O, çok kâmil ve yüce bir ruhtu. Hz. İbrahim’in dininin bakiyesi ile amel ediyordu. Çevresince de faziletli bir insan olarak tanınırdı. Öyle olmasaydı, Mekke’de, insanların birbirlerini öldürdükleri o dönemde, hiç O’nun hakemliğine müracaat ederler miydi?
Allah, O’nu evvelâ müstesna yarattı. Sonra da o müstesna aynaya Kendi ilmini aksettirdi ve biz Efendimiz’de Allah’a ait hakikatleri müşâhede ettik.
1 Ankebût sûresi, 29/48.