İçeriğe geç

Bu arada, mârifetimize yarayan benliğin bir yanı, biraz evvel arz ettiğim gibi, her hareket ve her davranışta, Cenâb-ı Hakk’a ait yönleri düşünerek aczimizi, fakrımızı idrak edip Rabbin nimetleriyle perverde olduğumuz düşüncesiyle şükrümüzü, tefekkürümüzü, araştırmalarımızı daha da derinleştirerek, meselelerin içinde dört erkâna (acz, fakr, şükür, tefekkür) tam riayet etmek suretiyle, Rabbimiz hakkındaki malumatımızı artırabiliriz. Aslında böyle bir yolla, a’lâ-i illiyyîne yükselmek ve insan-ı kâmil mertebesini ihraz etmek her insanın hedefi olmalıdır. Nebilere ait yolda yürüme ve nebiliğe ait bir mânâyı temsil etme insanın girebileceği en önemli bir kapıdır; herkes Allah’ın inayetiyle bu kapıyı zorlayıp açmaya çalışmalıdır.

Benliğin bir dalında peygamberler ve onların sadık takipçileri vardır. Onlar, yaptıklarını Rab hesabına yapmış, Allah namına işlemiş, Allah namına başlamış ve Allah namına yemiş içmişlerdir. O’nun mübarek adıyla, her şey O’na dayandırılarak yapılmış ve her işe ayrı bir aydınlık kazandırılmıştır.. ve neticede de Allah mârifeti artmıştır.

Benliğin bir diğer dalında da zenginlik, hodfuruşluk, kendini satma, kendi menfaatlerine iş yapma vardır; orada da birer zakkum gibi nemrutlar, firavunlar meydana gelmiştir. Böyleleri, “Ben ettim.”, “Ben yaptım.”, “Ben çattım.” der, hep aynı nakaratı tekrar edip dururlar; belli bir dönemden sonra Zât-ı Ulûhiyet’e feda edilmesi gereken istidatlar artık feda edilmez. Bu arada, Zât-ı Ulûhiyet’i tanıyanlar arasında dahi Cenâb-ı Hakk’a benzeme gibi yanlış bir felsefeyle hareket edenler vardır.. ve bunların bazıları, “İnsanın gayesi, gayetü’l-gayesi, teşebbüh bi’l-Hâlık’tır.” der kendi hezeyanlarıyla temiz düşünceleri bulandırırlar. Biz onu mülâhazaya almak isteyince:

“Yemez, içmez; zaman geçmez, berîdir cümleden Allah, Tebeddülden, tagayyürden, elvân ü eşgâlden Muhakkak ol müberrâdır, budur selbî sıfâtullah.”

der tevhid soluklarız.

8