İçeriğe geç

لِكُلِّ شَيْءٍ زَكَاةٌ، وَزَكَاةُ الْجَسَدِ الصَّوْمُ، الصِّيَامُ نِصْفُ الصَّبْرِ

“Her şeyin bir zekâtı vardır. Bedenin zekâtı da oruçtur. Oruç sabrın yarısıdır.”106

Zekât kelime olarak; temizlik, artmak, bereketli olmak mânâsına gelir. Mü’min, zekâtını vermek suretiyle, bulaşmış olabilecek günah kirlerinden malını temizlemiş olur. Diğer bir yönden de insanın içindeki cimrilik gibi bir kısım kötü hasletler veya toplumda zengin fakir arasındaki çatışma ihtimalleri zekât sayesinde temizlenir. Resûl-i Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) her şeyin, onun sayesinde kir ve paslarından arınabileceği bir zekâtının olduğunu söylüyor. İşte bedeni arındırıp temizleyen şey de oruçtur. Oruç bir yönden bedeni maddi olarak temizleyip ona sıhhat kazandırırken diğer yönden de mânevi olarak günahlardan arındırmak suretiyle onu Cehennem azabından kurtarır. Bu açıdan mal için zekât ne ifade ediyorsa beden için de oruç aynı şeyi ifade eder.

Hadisin ikinci kısmında “Oruç, sabrın yarısıdır.” buyruluyor. Allah’ın yüklediği ibadet mükellefiyetini sırtında taşıyıp sabretme, O’ndan gelen şeyler karşısında sarsılmayıp sabit-kadem olma, O’nun kapısından ayrılmama, günahlar karşısında kendini koruyup dişini sıkma… bunlar dinin yarısını teşkil etmektedir. “Oruç ise sabrın yarısıdır.” Zira sabrın diğer yarısı başka şeylere dağılmıştır. Oruçta bir yönüyle şehevât-ı nefsaniyeyi frenleme olduğu için günahlara karşı sabır, diğer bir yönüyle (hususiyle sıcak günlerde) aç-susuz durma gibi bir işin altına girmekle ibadete devam mânâsında sabır vardır. Böylece oruç, dinin dörtte birini teşkil etmiş olmaktadır. O, İslâm’ın dört büyük ve mühim esasından biridir. Ayrıca oruçta, yukarıda da belirttiğimiz gibi hem ibadet ü taat hususunda sabit-kadem olma hem de beşerî garizelere, şehevanî duygulara ve nefsanî kaprislere set çekme vardır.

Orucun Dengi Yoktur

108