İçeriğe geç

Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), orucun Allah katındaki değerini anlatma sadedinde şöyle buyurur:

قَالَ اللّٰهُ: كُلُّ عَمَلِ ابْنِ آدَمَ لَهُ إِلَّا الصَّوْمَ، فَإِنَّهُ لِي وَأَنَا أَجْزِي بِهِ، وَلَخُلُوفُ فَمِ الصَّائِمِ أَطْيَبُ عِنْدَ اللَّهِ مِنْ رِيحِ المِسْكِ

“Allah şöyle buyurdu: ‘Âdemoğlu’nun her ameli kendisine aittir. Oruç müstesna, o Benimdir. Onun mükâfatını Ben veririm. Oruçlunun ağız kokusu, Allah katında misk kokusundan daha hoştur.’”104

Oruç başta olmak üzere hak yolunda her türlü zorluğa sabredenler Rabbilerinin nezdinde hadd ü hesaba gelmeyecek bir mükâfata mazhar olacaklardır. Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyrulur:

اِنَّمَا يُوَفَّى الصَّابِرُونَ اَجْرَهُمْ بِغَيْرِ حِسَابٍ

“Sabredenlere mükâfâtları hesapsız olarak verilecektir.”105

Oruçta da bu mânâ vardır. Ahirette herkes için bir mizan kurulup defterler sağa-sola uçuşurken oruç için böyle bir şey sözkonusu olmayacaktır. Zira Cenâb-ı Allah meseleyi tekeffül etmekte, orucun sevabının defterlere girmeden, mizanda tartılmadan bizzat Kendisi tarafından verileceğini ifade buyurmaktadır. Oruçta Rabb’e gönül verme ve sırf Allah için beşerî isteklerini terk etme vardır. Önüne serilen nimet sofralarına karşı kendini frenleme vardır. Mü’min bunları harici herhangi bir zorlama olmaksızın irade gücünü kullanarak yapar. Kendisi için yapılan böyle bir amelin mükâfatını ise Allah hiç kimseye bırakmamakta ve bizzat üzerine almaktadır.

106