Allah Resûlü Hz. Enes’e (radıyallâhu anh) dua etmişti: “Allahım, onun ömrünü uzun ve evlâtlarını çok et. Onu Cennetine koy!” Hz. Enes (radıyallâhu anh) yüz yaşından fazla yaşadı ve kendi ifadesiyle yüz tane evlâdını kendi eliyle defnetti. Hz. Enes (radıyallâhu anh) şöyle derdi: “Allah Resûlü’nün benim için ettiği duadan ikisini gördüm ve üçüncüsünden de ümitliyim.”4
Biz Cenâb-ı Hakk’ın koyduğu bir devreler âlemi içinde yaşıyoruz. Fakat bu devran, kafiyesiz bir şiir gibi bitiyor. Öbür âlem, bu şiire kafiye olup tamamlayacaktır. Bu dünyaya ait haber verilen hâdiselerin aynen tahakkuku, mü’mini mesrur ve kâfiri mahzun edecek bir hâdisenin de tahakkuk edeceğini ispat etmektedir.
İnsan doğar doğmaz bir taraftan yaşamaya diğer taraftan da ölmeye başlar. Her doğuş bir ölümün ve her ölüm de yeniden bir doğuşun habercisidir. Eğer neticede ebedî bir doğuş yoksa, yeryüzünün en tâli’siz varlığı insandır. İnsanlar içinde de en tâli’sizi nebiler ve nebiler içinde de İki Cihan Serveri’nin en tâli’siz olması icap eder. Hâlbuki O, bütün bir cihanın yaratılma sebebidir. İnsanlık ağacı öyle bir meyve elde etmek için dikilmiştir. İnsanın yeryüzüne gelmesinden, insanlık içinde zuhur eden nebilere kadar her hâdise, neticede ahireti ispat eder.
Ayrıca: Cenâb-ı Hakk’ın Allah, Peygamberimiz’in Resûlullah ve Kur’ân’ın Kelâmullah olduğunu ispat eden bütün deliller, aynı zamanda ahireti de ispat eder. Zira iman bir bütündür, tecezzi ve inkısam kabul etmez.
Dipnotlar
- 4 Müslim, fezâilü’s-sahâbe 141-144; Abd b. Humeyd, el-Müsned s.375.