Ayrıca, hâdiselere devreler hâkimdir. Yedi senelik fâsılalarda hububatın, on dört senelik fasılalarda ise balıkların çok bol ve mebzul olarak elde edildiğini bir ilim adamı tespit etmiştir. Eğer bu devreler mevzuu, ilmî hüviyetiyle ve tam mânâsıyla tetkik edilse, beşerin içtimaî ve iktisadî çok meseleleri halledilecektir. Kur’ân-ı Kerim’de ve bilhassa Sûre-i Yusuf’ta bu devreler meselesine işaretler vardır. Şu küçük devrelerin bir intizam ve nizam içinde cereyan ve deveran etmesi, işaret ve ispat ediyor ki, dünya hayatı da bir devirdir. O da bir gün bitecek ve ardından başka bir devir başlayacaktır. Dünyada bolluk ve bereket içinde yaşayan insan, kıtlık mânâsını taşıyan bir kabir hayatını da yaşayacak. Sonra da apaçık bir haşir devresine girecektir. Onun ardından, sıkıntı ve ızdırap içinde bir hesap verme hayatı, daha sonra da sırattan geçme devresi gelecek. Varabilen Cennet’e varacak ve görebilen Cenâb-ı Hakk’ın cemalini görecektir. Fakat verilen nimetlerde veya aksine ızdıraplarda, ülfet ve alışkanlık olmayacak. Cennet veya Cehennem’de de ayrı ayrı devrelerde karşılaşılacaktır.
Adiy b. Hâtim (radıyallâhu anh) -ki dünyanın en cömert insanı olan Hâtim-i Tâi’nin oğludur. Önce Hıristiyanlığa sülûk etmiş ve ardından da hak din olan İslâm’ı bulmuştur- şöyle der: “Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) dünyaya ait bazı hâdiseleri daha vukû bulmadan önce haber vermişti ve verdiği haberler birer birer aynen çıktı.”3
İşte Adiy b. Hâtim, sadık u masduk Hz. Muhammed Mustafa’nın istikbale dair verdiği gaybî haberlerin aynen çıktığını bize söylemekle, O’nun ahirete ait verdiği haberlerinin de aynen zuhur edeceğini ifade etmiş olmaktadır.
Dipnotlar
- 3 Buhârî, menâkıb 25; Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 4/257, 377, 378.