Benzer tespitleri bütün ibadet ü taat konuları için düşünebiliriz. Meselâ dinin direği, imanın ikiz kardeşi olan namaz ibadeti… Kütüb-ü fıkhiyeye göre bir insan namaza başlarken ancak kendi duyup hissedeceği bir sesle iftitah tekbiri getirmelidir. Buna göre bir kişi, tam konsantre olmuş bir insan imajı oluşturma düşüncesiyle, vicdanının sesi olmadığı, hatta öşrüne bile sahip bulunmadığı hâlde imamın ardından yüksek bir sesle “Allahüekber” diyerek namaza durursa, ibadetlerin pirini eda ederken sevap kazanacağı bir noktada seyyiat hanesine kaydolacak bir davranışta bulunuyor demektir. Ve yine diyelim ki, bir şahıs namaz kıldırıyor. Kıraatte إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذِينَ إِذَا ذُكِرَ اللّٰهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ وَإِذَا تُلِيَتْ عَلَيْهِمْ اٰيَاتُهُ زَادَتْهُمْ إِيمَانًا وَعَلٰى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ“Gerçek mü’minler ancak o mü’minlerdir ki yanlarında Allah zikredilince kalbleri ürperir, kendilerine O’nun âyetleri okununca bu, onların imanlarını artırır ve yalnız Rabbilerine güvenip dayanırlar.”3 âyetini okudu. İşte bu âyeti okurken, tıpkı Üstad Hazretlerinin saff-ı evveldeki talebelerinin o imrendirici hâli gibi, sanki içi hûşû ve haşyetle dolmuş, kendinden geçmiş, âdeta havf u haşyetle gözleri dönmüş ve kıvrım kıvrım kıvranan bir insan tavrı sergiledi. Eğer kişi, bu tür hareketleri, sırf birilerini taklit düşüncesiyle, öyle görünme arzusuyla yapıyorsa, namaz kılarken mesâvî irtikâp ediyor demektir. Çünkü bu tür hareketler, kontrol altına alınamayan bir kısım infial ve insiyakların tabiî sonucu olarak ortaya çıktığında bir mahzur teşkil etmese de, kalb ve vicdanın sesi soluğu olmadığı hâlde bu tür tavır ve davranışlara girilmesi amel defterine, namaz sevabının yanı sıra bir kısım kirli mülâhazaların akmasını netice verir. Çünkü herkes kendi kameti kıymetine göre hareket etmek zorundadır.
Dipnotlar
- 3 Enfâl sûresi, 8/2.