İkinci bir husus olarak; işlenen günahın unutulmaması, hep hüzün ve ızdırapla hatırlanması yeni hatalara girilmesine engel olur. Meselâ, bir fert “Rabbimle aramdaki münasebet açısından böyle bir çirkinlik doğru değildi. Benim konumumda bulunan biri için böyle bir tavır Allah’a karşı düpedüz bir saygısızlıktı. Ben bu saygısızlığı es geçemem, onu asla unutamam. Ömrüm olduğu sürece hep bu meselenin üzerinde duracağım.” anlayış ve mülâhazasına sahipse, bu anlayıştaki bir fert, benzer bir günah çukuruna düşme durumuyla yüz yüze geldiğinde; “Daha dün böyle bir küstahlığı yapmaktan nefret ederken, hadisin ifadesiyle onu ateşe girme gibi kerih görürken, şimdi az da olsa günaha karşı göstermiş olduğun bu temayül hangi şer’î mantıkla, hangi Kur’ânî akılla telif ve izah edilebilir.” şeklinde düşünecektir. Evet, irtikâp ettiği günahın ızdırabını işte bu şekilde gönlünde sürekli derinlemesine duyan bir ferdin yeniden aynı günaha girmesi oldukça zor bir ihtimaldir.
Bu anlayıştaki bir insanın sevaplara yaklaşımı ise şu şekildedir: O, dağlar cesametinde sevaplar işlese, meselâ İstanbul’un fethinin on katı denebilecek büyük fetih ve inkişaflara vesile olsa, yine de “Benim tarafımdan yerine getirildiğinden dolayı bu işte istenen seviye tutturulamadı. İhtimal benim yerimde aynı imkânlara sahip bir başkası olsaydı, çok daha büyük işler yapılabilirdi.” yaklaşımı içinde meseleyi ele alır ve hep kendisine ait bir kısım eksikliklerin, yaptığı hayır ve hasenatlara aksettiği mülâhazasıyla hareket eder.
İşte bütün bu mülâhazalar, dinî disiplinler açısından açık ve net bir şekilde ortaya konan ve insan için sarih bir surette çerçevesi belirlenmiş bulunan hata, kusur ve günahlar hakkındadır.
Niyetin Belirleyiciliği ve Kalbin Hakemliği