İçeriğe geç

Saf ve temiz duygularla, sırf Allah haşyetiyle akıtılan gözyaşları, dünyada dayanılmaz hâle gelen aşk ateşinin ızdırabını bir nebze dindirirken, ahirette de Cehennem’in alevlerini söndürecek tek iksirdir. Onun içindir ki, Allah Resûlü (aleyhissalâtü vesselâm) şöyle buyurmuştur: “Mahşerde, Cehennem kıvılcımlarının insanları kovaladığı hengâmda, Cebrâil (aleyhisselâm) elinde dolu bir bardakla görünür. Ona, ‘Bu ne?’ diye sorarım; şöyle cevap verir: ‘Bu, Allah korkusuyla ağlayan mü’min kulların gözyaşlarıdır; şu korkunç kıvılcımları sadece bu gözyaşları söndürebilir.’”8 Aslında, bu hadis-i şerifte çok önemli bir ima vardır: Evet, insanın gönlünü daraltan ve onun huzurunu kaçıran gayz, kıskançlık, haset, kin, nefret ve adavet gibi şeytanî hislerin neticesi olan cehennemî alevlerin söndürebilmesi de ancak gözyaşlarıyla mümkün olabilir. Kalbi kasıp kavuran nefsî ve şeytanî duyguları sakinleştirip söndürmenin biricik iksiri samimiyetle akıtılan gözyaşlarıdır.

Ülfet Hastalığı

Heyhat ki, soruda da şikâyet edildiği gibi, çok defa ülfet insanın gözyaşı pınarlarını kurutabilir. Haddizatında, “ülfet” kelimesi alışma, dost olma ve muhabbetle dolma demektir; insanın eşya ve hâdiselerle münasebetini, böyle bir münasebetten hâsıl olan mânâları, bu mânâların vicdanda bırakacağı tesirleri, neticede insanın davranışlarında beliren farklılıkları ve bütün bunlar neticesinde ruhun canlı, dinamik ve duyarlı kalmasını akla getirmektedir.

Bununla beraber, bilip duyduktan, görüp tanıdıktan, düşünüp anladıktan veya öyle olduğunu zannettikten sonra, sıradan görme ve alışkanlığa gömülme gibi mânâlar da ülfet kelimesiyle ifade edilmektedir. İşte, bir parça görüp bildikten, az buçuk inanıp irfana erdikten sonra alâkayı yitirip, derinleşmeyi gerektiren meselelere karşı bütün bütün duyarsızlaşma ve hiçbir şeyden ders almama mânâsına gelen ülfet, insan için bir sukut ve duyguların ölümü demektir.

358