Her meselede ümmetine numune-i imtisal olan Allah Resûlü Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) hayatı boyunca tenkit edilebilir hiçbir tavır ve davranışı olmamıştır. O, hem peygamberliğinden evvel hem de risaletle tavzif edildikten sonra “Keşke şunu yapmasaydı!” dedirtecek bir harekette bulunmamış ve sorgulanacak bir tavır ortaya koymamıştır. Peygamberlik gelmeden önce, hatta risalet döneminin yarısı geçtikten sonra bile henüz dinî emirlerin ve İslâm ahlâkının esaslarının tamamı ortada yoktur; dolayısıyla dinî kurallar tamamen vaz’ edilmemiştir ki, İnsanlığın İftihar Tablosu İslâmî kaideler çerçevesinde yaşasın ve dinî esasların rehberliğinde numune-i imtisal bir insan olsun. Fakat, mübarek hayatının ilk döneminden başlamak üzere, O hep genel insanî değerler çizgisinde hareket etmiş; Hazreti Üstad’ın yaklaşımıyla, kendisine vahiy gelene kadar Hazreti İbrahim’in çok perdeler arkasında kalmış bakiyye-i diniyle amel etmek suretiyle mükemmel bir hanîf olarak yaşamıştır.11 Sonra da, Allah Teâlâ, o hanîflik üzerine habîblik hakikatini yüklemiş ve Resûl-i Ekrem’i bütün insanlığa rehber kılmıştır.12
Evet, O’nun hayatının hiçbir dönemindeki hiçbir hal, tavır ve davranışını tenkit etmek mümkün değildir. Bu açıdan, gizli derinlikli bir insan olmanın çerçevesi de ancak Rehber-i Ekmel (aleyhi ekmelüttehâyâ) Efendimiz’in örnek hayatına göre belirlenebilir. O, hakperest ve mütevazi tabiatına uygun olarak ve bazen de başkalarını kıskandırmama maksadıyla gerektiğinde hemen tavrını ortaya koymuş, tevazu ve mahviyet içinde iki büklüm olmuştur; fakat, Fazilet Güneşi, daha sonra ümmetini mahcup edebilecek hiçbir davranışta bulunmamıştır.
Dipnotlar
- 11 Bkz.: Bediüzzaman, Mektubat s.319 (Yirmi Üçüncü Mektup, Beşinci Sual).
- 12 Buhârî, teyemmüm 1, salât 56; Müslim, mesâcid 3, 5.