İçeriğe geç

Sıdk ve sadâkatte zirveyi tutan; hayal, tasavvur, duygu, düşünce, hatta mimiklerine kadar bütün hâl ve tavırları itibarıyla doğruluğa kilitlenmiş olan hak erleri ise “sıddık” unvanıyla anılmaktadır. Özü sözü bir, her hâline güvenilir bu kahramanlar, çok samimî, pek hâlis ve olabildiğine sâdık insanlardır. Resûl-i Ekrem Efendimiz’i (sallallâhu aleyhi ve sellem) ve onun getirdiği her şeyi tasdikte kemale erişen, kendisine sunulan mesajlara –aksine ihtimal vermeyecek şekilde– iman eden ve i’lâ-yı kelimetullahı hayatının gâyesi bilen sıddıkların pîri Hazreti Ebû Bekir (radıyallâhu anh)’tır. Aslında ashab-ı kiramın hepsi birer sıddıktır; ne var ki, onların en önünde yer alan ve sadâkat sancağını taşıyan zat Ebû Bekir Efendimiz’dir. Nitekim, Allah Teâlâ, “Sıdk mesajıyla gelen, hak ve gerçeği getiren ve O’nu gönülden tasdik eden var ya, işte her türlü fenalıktan korunanlar, takva üzere olanlar onlardır.”1 mealindeki âyet-i kerimeyle daha Din-i mübînin başlangıcında, hem onun tebliğcisini hem de bu ilâhî mesaja ilk defa “evet” deyip ona koşanı sıdk u sadâkatle tavsif ve tebcil buyurmuştur.

O’nun Hayatı Mesajının Doğruluğuna Şahitti

Nur Müellifi, “Müseylime’yi esfel-i sâfilîne düşüren kizb olduğu gibi, Muhammedü’l-Emin (aleyhissalâtü vesselâm)’ı âlâ-yı illiyyîne çıkaran sıdktır ve doğruluktur.”2 der. Evet, sıdk bir peygamber sıfatıdır. Güzel ahlâkın kapısı doğrulukla açılır; en makbul ve seçkin kullar mertebesine, Cennet’in zirvesine sadâkatle ulaşılır. Sıdk, aynı zamanda Allah elçilerinin vazifelerini yaparken kullandıkları bir kredidir. Onların doğruluğa kilitlenmiş bulunmaları arkalarındaki istidatlı insanların hidayetine vesile olmuştur.

161