Haddizatında, bu kutlu peygamberlerin evlât talebini, tertemiz bir şecereden tevarüs ettikleri ilâhî gerçeği temsil edebilecek bir sürgün arama cehdi şeklinde değerlendirmek daha doğru olacaktır. Çünkü, enbiyâ-i izâm, evlâd ü ıyâle onların zatlarına bakan yanlarıyla kat’iyen iltifat etmemişlerdir. Onlar, geride miras olarak bırakacakları nübüvvet hakikatinin kendi sulblerinden gelecek temiz nesiller tarafından temsil edilmesini arzu etmişlerdir. Bu itibarla, peygamberlerin o husustaki istekleri de peygamberâne olmuştur. Şu kadar var ki, bizim gibi düz insanlar için böyle talepler dava yörüngeli olunca belki de bir fazilet sayılır; fakat, o iki peygamber mukarrebîndendir ve mukarrebîn için o türlü istekler –Allah’a yakınlıkları ve seviyeleri itibarıyla– bir yönüyle dünya arzusu mânâsına gelir.
İşte, Hazreti İbrahim ve Hazreti Zekeriyya’nın çocuk sahibi olma istekleri, peygamberce bile olsa, zahirî yanı itibarıyla dünyayı talep olduğundandır ki, her ikisi de çocukları yüzünden ciddî imtihanlara tâbi tutulmuşlardır. Hazreti İbrahim (aleyhisselâm), belki isteğini içinde tuttuğu için, çocuğunu ıssız bir yere terk etme ve belli bir yaşa gelince de onun boynunu kesme emrine muhatap olmuş; muvakkat firaka katlanmak zorunda kalsa da İsmail’ini kurban etmekten kurtulmuştur. Hazreti Zekeriyya (aleyhisselâm) ise, açıktan çocuk talep ettiği için, ancak peygamberlerin tahammül edebilecekleri bir imtihana uğramış ve hem kendisinin hem de oğlunun başı vurulmuştur.
Hakkımızda Hayırlı Olanı İstemeli!..