İçeriğe geç

“Onlara hatırlat; çünkü zikir ve hatırlatma mü’minler için mutlaka yararlıdır.”163 beyanıyla, bu önemli hususa dikkatlerimizi çeker. Âyet-i kerimede geçen “hatırlatma”nın, imana, İslâm’a, ihsana, imanda derinleşmeye, İslâm’ı bir bütün olarak kavramaya çağırma gibi kendine göre farklı dereceleri vardır. Buradaki وَذَكِّرْ kelimesinin tef’îl babında gelmesi de hatırlatmanın önemini ve sürekliliğini göstermesi açısından ayrıca dikkat çekicidir. Zira bu babın özelliği teksir (çokluk) ifade etmesidir. Buna göre âyet-i kerimenin mânâsı, “Sürekli ve sonsuza kadar hatırlatmaya ve nasihat etmeye devam et.” demektir. Yani âyet-i kerime, “Denmesi gerekli olan hususları ben bir kere, iki kere, üç kere dedim. Fakat bu insanlar, temerrüt ve inat içinde olduklarından yine de bildikleri gibi yaşamaya devam ediyorlar.” anlayışıyla nasihatin kesilmemesi ve hatırlatmanın süreklilik arz etmesi gerektiğini, zira bunun mü’minlere mutlaka faydalı olacağını ifade buyurmaktadır. Resûl-i Ekrem Efendimiz de (sallallâhu aleyhi ve sellem) اَلدِّينُ النَّصِيحَةُ“Din bütünüyle nasihattir.”164 lâl ü güher sözüyle bize bu hakikati ferman buyurmuştur. Evet, dinin ruhu nasihattir, ferdî ve içtimaî plânda dinin yaşanıp yaşatılması için o, zaruret ölçüsünde bir ihtiyaçtır. Bu vazife yapılmadığı takdirde, İslâm binasının er veya geç yıkılması mukadderdir. Zaten Resûl-i Ekrem Efendimiz’in (aleyhissalâtü vesselâm) mübarek hayatı da hep nasihat ekseninde cereyan etmiştir. O (aleyhi ekmelü’t-tahâyâ) günün belli vakitlerinde Mescid-i Nebevî’de oturur, sahabe-i kiram efendilerimiz de gelir ve O’nun etrafında halka teşkil ederlerdi. Bazıları ibadetlerle ilgili neyin nasıl yapılacağını, bazıları Efendimiz’in beyanından anlamadıkları sözlerinin izahını, bazıları da Kur’ân’dan bazı âyetlerin mânâsını sorarlardı. Bütün bunlar karşısında Allah Resûlü’nün (aleyhissalâtü vesselâm), “Ben artık bugün konuşmayacağım, sorularınıza da cevap vermeyeceğim.” şeklinde hiçbir sözünü hatırlamıyorum. O, hayatı boyunca sadece bir kere hanımlarına îlâ yapmış ve bir hücrede inzivaya çekilmişti. Siyerde bunun dışında başka bir halvetten bahsedilmiyor.165 Evet, İnsanlığın İftihar Tablosu, devamlı ashab-ı kiram efendilerimizin içinde bulunur, Kur’ân âyetlerini tefsir eder, onların sorularına cevap verir, müşkillerini çözerdi. Hadis külliyatı içinde yer alan sünnet-i sahihanın kavlî kısmı böyle oluşmuştu. O’nun ef’âl-i nebevî dediğimiz mübarek davranışları ise Sünnet-i Sahiha’nın fiilî kısmını oluşturuyordu. Bir de O’nun, mübarek gözü önünde yapılan amellere sükût buyurması vardı ki, bu da Sünnet-i Sahiha’nın takrirî kısmını teşkil ediyordu. Çünkü O’nun bir sahabînin bir davranışı karşısında sükûtu, bu davranışta bir mahzur olmadığının göstergesiydi. Diğer bir ifadeyle Resûl-i Ekrem’in sükûtu, dinin sınırları içine alınabilecek hâl ve hareketlerin tespitinde bir filtre vazifesi görüyordu. Sahabe-i kiram da o filtreye göre, “Tamam, bu içeriye alınabilir.” diyorlardı. İşte Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) her üç yolla da tâlim edilmesi gerekli olan hususları sürekli tâlim buyuruyordu.

215