Baştan beri ele aldığımız bütün bu gafletlerin biri diğerine göre nispeten daha önemli olabilir. Başka bir ifadeyle bu gafletlerin önem derecesi şahsın istidat ve kabiliyetine göre değişiklik arz eder. Kimisi için biri, bir başkası için ise diğeri daha ciddî bir imtihan unsuru olarak insanın karşısına çıkabilir. Fakat dinimiz ve Müslümanlığımız açısından meseleye bakılacak olursa çok rahatlıkla şunu söyleyebiliriz ki, her gaflet def edilmesi gereken şeytanî bir fikir ve şeytanî bir histir. Bundan kurtulmak ise, her zaman basiretle hareket etme, hassas ve duyarlı olma, eşya ve hâdiseleri mahiyet-i nefsü’l-emriyesine uygun görmeye çalışma, her zaman gönül gözlerini açık tutma, bakarken görme, kulak kabartırken dinleme, temas ederken hissetme ve bütün bunları vicdana duyurma… gibi kalbî, ruhî, fikrî amel ve aksiyonlara bağlıdır.
143 Bkz.: Kalem sûresi, 68/4.
144 Bkz.: Müslim, salâtü’l-müsâfirîn 139; Ebû Dâvûd, tatavvu’ 26; Nesâî, kıyâmü’l-leyl 2.
145 Bediüzzaman, Sözler s.552 (Yirmi Dokuzuncu Söz, Birinci Maksat), s.574 (Yirmi Dokuzuncu Söz, İkinci Maksat), s.759 (Lemeât)
146 Bkz.: Bediüzzaman, İşârâtü’l-İ’câz s.181; Muhâkemât s.43
147 Bkz.: Buhârî, şehâdât 16, edeb 54, 95; Müslim, zühd 65.
148 Bkz.: Bediüzzaman, Şuâlar s.349 (On Dördüncü Şuâ).
149 Yûsuf sûresi, 12/105.