Asıl konumuza dönecek olursak, Batılı bilim adamlarının eşyayı didik didik etme istikametindeki araştırma ve çalışmalarını maalesef hicrî beşinci asırdan sonra bizdeki ilim adamı ve araştırmacılarda göremiyoruz. Şimdi eğer biz de en azından onlar kadar bu işe eğilmez, kendimizi bu türlü araştırmalara vermezsek istenen seviyede bir başarıya ulaşmamız mümkün değildir. Bunun için de öncelikle çok ciddî bir hakikat aşkına sahip olmamız gerekiyor. Allah’tan daha büyük bir hakikat olmadığı gibi, Allah’ın büyük gördüğü şeylerden daha büyük bir hakikat de olamaz. O hâlde öncelikle O’na ulaşma aşkı olacak. İnsandaki Hakikatü’l-Hakâik’e duyulan bu aşk, ondaki ilim aşkını tetikleyecek; ilim aşkı ise onu araştırmaya sevk edecek ve bin yerde bin türlü araştırmayla hep O’na ulaşma adına yollar araştıracak, yollar bulacaktır.
“Allah’a giden yollar mahlûkatın solukları sayısıncadır.”95 sözünü sadece meşrep ve mizaçlar açısından anlamak eksik bir değerlendirme olur. Esasen çok küçük mini varlıklardan makro âlemlere kadar her bir varlıkta Allah’a giden yollar vardır. İşte biz onları bulacak ve insanların dalâlet vadilerine düşmemeleri, dalâlet trafiği ile karşı karşıya kalmamaları için güvenli güzergâhlar oluşturacağız. Onların bu emniyetli güzergâhta yürüyüp Allah’a ulaşabilmeleri için tabanlarımızdan ter çıkarcasına koşturacak, çırpınıp duracak, ölüp ölüp dirileceğiz. Bu uğurda yaşatmak için kendi hesabımıza yaşamaktan vazgeçeceğiz. Diğer yandan Batılıların natüralizme saplandığı yerlerde biz meseleyi alıp Allah’a bağlayacak, her şeyde O’nun yed-i kudret, ilm-i muhit ve iradeyi muhitesinin tasarrufunu görmeye çalışacağız.